7 Oca 2010

157.dosya : Boşuna Aramayın Eşiniz, Benzeriniz Yok

İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER - MİT AJANI İBRAHİM YALÇIN




Bunların ortada olduğu bir tabloda, el yazıları ve imzalarıyla, kanıtlı, belgeli Engin Erkiner'in itirafçı ve İbrahim Yalçın'ın MİT ajanı oldukları açığa çıkmıştır. Bu ikilinin devam eden ihbarcılığı, devlet adına devrimcilere yönelik yerini de almış oldu. İnanaçlara, etnik yapılara karşı gösterdikleri ahlaksız saldırı ise ırkçılığa varan milliyetçi bölücülüklerin ifadesi olmuştur.


Tarihinin her safhasında, milliyetçiliğin her türüne karşı duran Acilciler, 27 yıldır TKEP'li olan bu döküntü milliyetçilere karşı mücadeleyi devletlerine karşı mücadelenin bir parçası görmeye devam edecektir.


Mihrac Ural
23 Ocak 2010






Artık hiç bir anlam ve değeri kalmayan tartışmalar birer zavallılık göstergesi haline geldi. 30 yıla yakın zamandır farklı örgütlerde olanların, aralarında tartışmadan çok hırlaşmaya benzeyen karalama ve şaibeleri herkesi rahatsız eden bir boyut aldı. Kin saiklerinda ısrar artık açıkça, devletin devrimcileri kovuşturmasının bir aracı haline geldi. İhbarcılık bunun ürünü olarak İtirafçı Engin Erkiner'in sitesine tek iş olarak oturdu. Ortaya çıkan sonuç, bu çirkin sitenin tıklanma sayısının % 50 düştüğünü gösteriyor. Dönüp bakan bile kalmadı. Kin ve kinde ısrar edenlerin geldiği yer burasıdır. Buna asılsız ihbarları, başkaları adına yapılan sahte açıklamaları da ekleyin, gerisini anlamak zor olmayacak.



Şimdi yapayalnız kalan bu ikili; örgütümüze ve şanlı tarihimize karşı yaptıkları saldırılarının boşa çekilmiş kürekler olduğunu gördükçe, çaresizlik içinde kendilerine benzer aramaya koyuldular. Sırtlarında taşıdıkları İtirafçı ve MİT ajanı kamburunu örtmek için eşit aramaya başladılar. Bu taktik, her gün değişen söylem ve suçlama yelpazelerinin bir parçası olarak gündeme geldi. Bizim bir şey söylememize bile gerek kalmadan; yaptıkları ithamlar arasındaki farklılıklar ve çelişkiler, çırpınışlarını, uydurmalarını göstermeye yetip artıyor. Şimdi kendilerine eşit bulma zamanı, hani derler ya; "ihtiyaçlar buluşların temelidir", o misal...


Ancak bu arayışta ciddi sorunları var.


27 yıldır TKEP'li olan birinin, bir kaç yıl kaldığı Acilciler örgütüyle ilgili nasıl ahkam keseceği üzerine şaşırmış durumdalar. Öncelikle cevaplanması gereken bir soru var ortada, soranların yalancısıyız; "Polisle işbirliği yaparak örgütü ele verdi, her şeyi yıktı. Nebil Rahuma'yı, Ali Çakmaklı'yı, Mihrac Ural'ı ilk kez o polise deşifre etti, firari duruma düşürdü. Sonra dışarıda 1,5 yıllık Acilciliği tamamlamadan TKEP saflarına kaçtı, yayınladığı bildiride; yıllar öncesinden TKEP'le ortak kanılar taşıdığını dile getirdi. Şimdi insanın sorası geliyor; Be adam, sen önce 27 yıl diz çürüttüğün TKEP tarihiyle ilgili olman gerekirken, Acilcilerle ilgin nedir? Hangi görevi ifa etmek için on yıllardır bilmediğin bir örgüte asılmak istiyorsun. TKEP tasfiyesinden sonra, Acilcilerin tasfiyesine mi yöneliyorsun? Bu çabaların altında ne var? Bunlar şüpheli işlerdir... " (özel ileti).


Sık sık dile getirdim. Davulun sesi yakında çok rahatsız edicidir. İtirafçı hayatı boyunca çelişki ve yalan kurgular, kelimeler üzerindeki balans ayarlarıyla yazıp durmuştur. Kendine ait bir bilgi ve buradan yola çıkarak yaptığı bir soyutlaması olmamıştır. Yazılarına bir göz atın mutlaka bir dergiden, bir kitaptan başkasının görüşünün özeti olduğunu yakalayacaksınız. Bu yöntemi, tartışmalarda da aynıyla tekrar etti; duyum, söylenti, kanıtsız, belgesiz, alıntısız itham anlayışı, hep öyle yapıp durdu. 2 yıldır devam eden anlamsızlaştıkça temcit pilavı olan tartışmalarda, ortaya koyduğumuz belge ve kanıt arşivleri karşısında, iddia ve suçlamalarına tek bir kanıt sunamadılar. Kelime oyunlarıyla oyalandılar ve sonunda tıklanma sayılarındaki düşüşün şokuyla yüz yüze kaldılar. Bu sonuca gelirken, karanlık ikilinin mensup oldukları TKEP tarihiyle ilgilenmeyip, Acilcilere saldırmalarını anlamak önem taşıyor.



İtirafçı için TKEP'in bir değeri kalmamıştır. Piyasada olmayan bir örgüte, devlet adına ne yapabilirlerdi ki, TKEP'i bu ikili diğer ortaklarıyla çoktan tasfiye etmişlerdi. Tasfiye edilene fatiha okunur. Yapılacak başka bir şey olmaz.



Oysa Acil hareketi farklı. 70'li yıllardan bu güne gelebilen ender hareketlerden biri olarak, gerilemelere, çöküş ve yükselişlere rağmen, ben buradayım deme iradesi göstermeye devam etmektedir. Kararlı duruşlarıyla, biz Acilciyiz diyen, etkin oldukları yerde örgütsel çalışmanın her etkinliğini ortaya koyarak yollarına devam edenler var; dernekleri, yazılı yayınları, internet etkinlikleri, toplantıları, dünyanın değişik yerlerinde toparlanma çalışmalarıyla, siyasi irade kararlılığını beyan etmektedirler. Beğenirsiniz ya da beğenmesiniz, ama karşınıza ben Acilciyim diye çıkan, literatürüyle, görüş ve duruşuyla bir örgüt bulunuyor.




Bir de Acilciler markadır, saman alevi değil. Bu nedenle Acilciler örgütü, bu ikilinin geleneksel tasfiyeci saldırılarına hedef olmaktadır. Yok olan TKEP değil, var olan Acil hareketi devletin hedefidir, kuklaların işi de burada başlıyor.




Bu görevi yerine getirirken aralarında ufak tefek bir sorun olduğunu da biliyoruz. Ancak abartılmamalı, çözülebilir pozitif bir sorun. "Acil hareketinin yok olduğu" iddiasını İtirafçı Engin, kaçtığı 9 Ağustos 1982 tarihinden başlatıyor. MİT ajanı İbrahim Yalçın bunu kabul etmemiş görünüyor, herbiri kendini tarihin merkezi sayınca böylesi ufak karışıklıklar çıkıyor. MİT ajanı "kongrenin seçtiği kişi" şemsiyesi altına sığınıp dururken, kongre tarihi olan 1986'nın baz alınmasını istiyor. Daha da ileri giderek, Ortadoğu’da kaldığı sürenin hesaba katılmasını istiyor, 1988 diyor. Sallayıp duruyorlar, tarihleri uçuşturup havanda su dövüyorlar; bu güne kadar olmayan bir örgütün tarihinin nasıl yazılacağı sorusunu ise hiç düşünmüyorlar. Kin bir kez gözleri kör edince devletin kuklası olmak kolay olur. Bunların vardıkları sonuç da budur...


Bu yalancı pehlivanlar Donkişot ve Sanço Panço'ya çok benziyor. Öyle ki polis işbirlikçisi, İtirafçı Engin ve ortağı MİT ajanı İbrahim, hayal dünyalarının kurgularında, medyumlar, falcılar ve teleskoplarla Komiser Kolombo’culuk oynuyorlar. Hayaller kurup, dev ejderha diye saldırdıkları yel değirmenlerine takılıp ters yüz olduklarının farkında bile değiller. MİT ajanı İbrahim Yalçın'ın örgüte baştan itibaren giren bir sızıntı olduğu tarihleriyle gösterildi. İtirafçının bu sızıntıdaki rolü de açık, polis ifadesinde ayrıntılı olarak bunları söylüyor. Hayatında tek bir siyasi yazı yazmamış MİT ajanının çapsızlığı ve herkesçe bilinen, ajanlığa devam ettiği gerçeği sadece eski Acilcilerde değil, farklı siyasetlerde de açıkça dile gelmeye başladı. Ancak bu ikili hala, çirkinliklerine devam etmektedir; görev başka türlü ifa edilmiyor. Çevrelerinde görevli olanlar dışında kimse kalmadı. Şu ya da bu şekilde kini olan, tepkisi, eleştirisi olan kimi şahsiyetler, bir iki çala kalem yazı yazdıktan sonra, bir daha dönmemek üzere bu bataklıktan kaçıyor; itirafçı ise, kaçanı uçanı toplayıp çarpıyor ve çevresindeki sayıyı dile getiriyor. Gülermisiniz ağlarmısınız, sadece, sınırları aşıp şehit mezarlığına gelen yoldaşların sayısını vermek bile, bu örgütün ne olduğunu anlatmaya yeter de artar...


Gelelim tartışmaların ardından Örgüt mü kuracaklar? Toparlama mı yapacaklar? sorusuna verilen cevaplara. Zurnanın zırt dediği yer tam burasıdır.


Malum İtirafçı Donkişot, sorumsuzdur. Sorumlu olacak yaşı da çoktan geçmiştir. Örgüt ve sorumluluk deyince titremektedir. Başı itirafçı, sonu MİT ajanı olan bir örgüt bunların şu anki hallerini temsil eder. Ama gerçek örgüt bunların dilini yakan bir süt gibidir, bir daha yoğurdu üfleyerek içmek zorundadırlar. Burada örgüt sorumluluğunun insan hayatına ne türden sorumluluklar yüklediğini anlatmayacağım. Bunu yaşamayan bilmez. Hayatınızı her şeyinizi verseniz de yine eksiğiniz yine yanlışınız olur. Bunu göğüsleyecek bilinç ve yürek yoksa kimse yaklaşmasın. İtirafçının tiksinerek kaçtığı örgütlülük olayı ise, gerçekte onu okuyan kimsenin kalmadığı bir noktada, anlamlı bir tartışma da değildir. Örgütlü insan; sorumlu insandır, belgesiz, kanıtsız, alıntısız kimseye yönelik bir suçlama yapamaz, yaparsa örgütü hüküm yer. Bunu kimse göze alamaz. Bu yüzden bu ikili sorumsuz olmaya mahkumdur, yalanlarını kirliliklerini üretecekleri tek atölye de budur.


MİT ajanı İbrahim Yalçın'ı asla muhatap almayacağımı herkes bilir. Kuklaları sadece küçümserim, O cezasını çekeceği günü beklesin, benim mücadelem onun devletiyledir. O, gökyüzündeki sonsuzluk içinde teleskopuyla, Komiser Kolombo’culuk oynamaya devam etsin. Hayatında tek bir siyasi yazı yazmamış, bu gün MİT ajanlığına dörtnala devam eden bu kişiyi, bana gelen iletilerde açıklananlardan sonra görmüyorum bile. Eski Acilciler her şeyi ayrıntılarıyla biliyor, şimdilik bu yeter.


İtirafçı ve ortağı, yalnızlıklarının çaresizliğinde kendi kamburlarını örtmek, bunun iç yarası acılarını hafifletmek için, bir eşit arayışı içindeler. Kendilerine benzer birini arıyorlar. Bunun için, akıl almaz şaklabanlıklarla, ikili ifşaatlardan beyhude kalan sonuçlarda çırpınıp duruyorlar. Bu bir Mihrac Ural sendromudur, kaynağı da kendi kaoslarıdır. Onlara tavsiyem bir kahve falcısı ya da Medyum Memiş’e gitsinler, oradan bol yardım göreceklerine eminim.


İnsan bir sendrom içine düşünce, paranoyaklaşır. Her taşın altında, sağında solunda aynı görüntülerin var olduğu sanısına kapılır. Sorularla insanların kafası bulandırılıp, şüpheler yaratılır; kuşku yaratmak adına herkese " F.J. Kennedy öldürüldüğünde sen neredeydin?" ya da "Nebil öldürüldüğünde sen neredeydin?" diye bir soru sorulabilir. Bu sorunun anlamsızlığı ne ise, MİT ajanı'nın soruları da o cinsten, kendi kamburunu örtmeye yöneliktir. Bu tür soruların başka anlamı da yok. Konuları bilmeyen okur üzerine kurgulanan bir oyun, eskimiş bir taktik. İstenen tek şey kafaların karışması ve devrimci örgütlü geçmişe karşı tiksinti yaratmaktır. Bunun gibi binlerce soruyu, herkesin ortaklaşa bildiği sıradan doğralarla harmanlayıp sormak zor değil. Kanıtı, belgesi olmayan, alıntısı bulunmayan, tamamiyle polisiye taktiklerle kafa karıştırmak amaçlı sorulardır bunlar. Mit ajanı, anlaşılıyor ki, devrimcilerin işkencelerine de katılmış, bu nokta da yeni yeni açığa çıkacak gibi. Bu yüzden muhatabımız olmayacaktır, yırtınsın istediği kadar. Ser verp sır vermeyenlerin, kendini polise teslim etmiş olanları muhatap almayacaktır.


MİT ajanının reflekslerine bakın herşeyi anlamak mümkün. Çığlık çığlığa bir çırpınış, soluk almaksızın gelen arkadan nal toplayış. Elinde teleskoplarla evren boşluğunda kendi benzerilerini arıyor. Parmağının arkasında saklanmış, ayna da karşısında, farkında olsa benzersiz ve eşiti olmadığını anlayacak.


Kendi adıma, bloğumdaki bu çirkin insanlarla ilgili tanıtım dışında hiç bir yazıyı bırakmayacağım. Çok değerli aydın dostlarım ve yoldaşlarımın isteğini yerine getireceğim.


Buna rağmen, dünden bu güne gelen süreçte herkesin herkesi ve her şeyi bildiğini söyleyeceğim. Omuz omuza olunmuş yüzlerce insan; ortak yastığa baş konmuş, açlık, zorluk çekilmiş, düşmana karşı durulmuş, firar edilmiş, mültecilik koşularının akıl almaz zorluklarına göğüs gerilmiş, bu güne dek ailece komün sofrasında yaşanmış, kimsenin kimseden saklayacak hiç bir şeyi kalmamış duruşlar ortada. Bunların ortada olduğu bir tabloda, el yazıları ve imzalarıyla, kanıtlı, belgeli itirafçı ve MİT ajanı oldukları açığa çıkmış kişilerin beyhude çırpınışları, kamburlarını asla örtemeyecektir.




Bu kadar yalın, bu ölçekte açık süreçleri kirletmeye kimsenin gücü yetemez. Ayrıca herkes, başkasından bir şey aktarmayı gerektirmeyecek kadar açık ifadelerle, kendini tanımlamıştır. El yazısıyla, imzasıyla ben buyum demiştir. Biz, hiç bir dedikoduya tenezzül etmeden; kişiler kendilerini nasıl tanımlamışlarsa, bunu belge ve kanıt olarak ortaya koyduk. Bundan daha açık ve net, tartışmaya yer bırakmayan bir ispat olur mu? Bir kez daha okuyalım:


Polis işbirlikçisi, İtirafçı Engin Erkiner bakın kendini nasıl tanımlamış;


“Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16).




MİT ajanı İbrahim Yalçın ise şöyle tanımlamış;


“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) Ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek, 150 bin TL’de paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " ( İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)


Şimdi benim bunlar için; özel bir araştırma yapmama, analarını, babalarını, karılarını, çocuklarını, kız kardeşlerini bu çirkinliklere karıştırmama gerek var mı? Kendi dillerinden birer cümle, kendi el yazıları ve imzalarıyla yetip artıyor. Gerisi teferruattır.


Evet beyler boşuna aramayın; medyumlara, falcılara sığınmayın; eşiniz, benzeriniz yok. Kamburunuzu yer yüzünde örtecek bir örtüyü bulamayacaksınız. Hele hele Acilcilerden hiç medet ummayın. Acilciler onurlu siyasi duruşların, erdemli direnişçilerin örgütüdür. Buradan size ekmek çıkmaz. 27 yıl dirsek çürüttüğünüz ve sonunda yok ettiğiniz TKEP'liler bile sizi iyi tanıyor. Orada yapacağınızı yaptınız, sizi tanıyorlar, gidecek yeriniz kalmadı. Devletinize dönün onunla yetinin. Milliyetçiliğiniz, farklılıklara karşı beslediğiniz kin ve ihbarlarınızla, devletin kuklaları olarak benzersizsiniz. Çevreniz boşaldı kaçan kaçana, neden? Diye bir sorun. Tıklanma oranınız % 50 geriledi, neden? Diye bir kez daha sorun kendinize. Çünkü benzersiz insanlarsınız; biriniz itirafçı bir ahlaksız, diğeriniz ise bir MİT ajanı.


Benzersizliğiniz, sadece kendinizi tanımlayan el yazılı itiraflarınızla kalmamaktadır. Başkaları adına yaptığınız sahte açıklamalarla; kanıtsız, belgesiz, duyum ve ölü konuşturuculuğuna uzanan, karalama ve şaibe üreten bir atölye sahibisiniz. Böylelikle Genelkurmayın sesi, ırkçı söylemlerinizle, başka halklara duyduğunuz kin ve nefretle de eşitsizsiniz. İnançlara ve inançların temsicisi tarihi ve kutsal şahsiyetlere saldırmanızla, hiç bir ahlak kuralına bağlı olmayan ipi kopuk hallerinizle de benzeri olmayanlardansınız.


Bunun için "geçmişi olanan geleceği olmaz" diyorsunuz. Bunu demeye de mahkumsunuz. Bu alnıza yapışmış bir yazıdır, bir kaderdir. Bundan kurtulamazsınız. Geçmişiniz o kadar kirli ki, bu yüzden herkesi, geçmişini inkara çağırmak zorundasınız. Bu mayası bozuk duruşunuzun benzerini, Acilciler arasında bulamayacaksınız; eşiniz, benzeriniz yok, aşkınızı kendi kendinize yaşamaya mahkumsunuz.


Bize gelince; kaç kişi olursak olalım, örgütümüzün başında ve en ön saflarında olmaya, dün direndiğimiz gibi bu gün de direnmeye devam edeceğiz. Biz Acilciler, siyasi irade sahibiyiz, bu iradenin gereksindiği fedakarlığı sunmayı hep başardık, bundan sonra da başaracağız. Biz Acilciler, siyasal evrimimizin verileriyle, demokrasi mücadelesinin her alanında ve en önde olmanın kavgasını veriyoruz. Şehitlerimizin etrafında kenetlenmeye akın akın gelenlerimizle, ülkemizde, bulunduğumuz her yerde, Avrupa’da hızla toparlanmakta ve biz buradayız deme kararlılığı göstermekteyiz. Biz örgütüz ve örgütlü olmaya devam edeceğiz.


Siz bir yerde, biz ise başka bir yerdeyiz. Buğulu teleskoplarınız, şaşı kahve falı bakıcıları ve medyumlarınızla, ölene kadar sırtınızda taşıyacağınız kamburunuzu temizlemeye, kendinize benzer aramaya mahkum kalacaksınız. Allah kimsenin başına böyle bir felaketi getirmesin;


Biriniz itirafçı Engin Erkiner, diğeriniz MİT ajanı İbrahim Yalçın'sınız...


Aramızdaki fark da bu kadar, gerisi konuşulmaya bile değmez...











Dünden bu güne gelen süreçte herkesin herkesi ve her şeyi bildiğini söyleyeceğim. Omuz omuza olunmuş yüzlerce insan; ortak yastığa baş konmuş, açlık, zorluk çekilmiş, düşmana karşı durulmuş, firar edilmiş, mültecilik koşularının akıl almaz zorluklarına göğüs gerilmiş, bu güne dek ailece komün sofrasında yaşanmış, kimsenin kimseden saklayacak hiç bir şeyi kalmamış duruşlar ortada.