30 Eki 2011

THKP-C (Acilciler) 32 nolu duyuru (RUYARLI OLMAK)




THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması  
27 Ağustos 2011 / No: 32

DÖNEM DUYARLI OLMA DÖNEMİDİR…

TUTUM ALMA REFLEKS GÖSTERME DÖNEMİDİR…


Tüm halkımızın ramazan bayramını kutlar geleceği özgürlük ve demokrasi içinde mutluluk dileklerimizi iletiriz.
Bu duyurumuz, bölgemizde ve ülkemizdeki gelişmelere duyarlılık çağrısı amacını taşımaktadır. Bölgemizde ciddi gerginlikler yaşanmaktadır. Kaos ve savaş ortamına sürüklenmek istenen bölgemize karşı duyarlı olmak bu tür karanlık amaçlara karşı tavır almaktan geçiyor. Bu tavır bulunduğumuz yerde göstereceğimiz reflekslerle ifade edilmelidir. Yaklaşan tehlikeye karşı sessiz kalmak, tehlikeyi artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.  Duyarlı olmak tutum almayı gerektiriyor bunu yapmalıyız.

Ülkemizin ve bölgemizin geçmekte olduğu süreç risklerle dolu kaotik bir süreç. Her şeyin birbirini etkilediği ve tetiklediği bir ortam içindeyiz. Gergin dengeler içinde geçilmekte olan bu süreç, ciddi yıkımların, çözümsüzlüklerin, açıldığında kapanması mümkün olmayan dosyaların dönemi olma özelliği taşıyor. 21. Yy, 20 yy başlarındaki gergin dengelerin bir üst evrede tekrarı görünümündedir.

Günümüzde de I. Dünya savaşı kapanmamış dosyalarıyla boğuşan bölge halkları, yeni ve kapsamlı bir sarsıntının figüranları olmaya doğru sürüklendiğini görmek için kahin olmaya gerek yok. 

İletişim teknolojisinin dünya şer güçleri elinde, kamuoyu bilincini kesilmeden devam eden yalan, kurgu, abartma, kışkırtmalarla bulandırma amacıyla sürdürdüğü girişimler, hızla yuvarlanmakta olduğumuz çatışmaların da habercisidir. Bu yanıyla, Libya’daki yıkım yeni başladı denebilir. Bundan sonrası çok daha acımasız bir süreç olarak gündeme geleceği açıktır. 

Bunca yıkıma rağmen bir başlangıçtan söz etmek, Libya’yı nelerin beklediğini anlatmaya yeter.  Bu ise, yıllardır bölgemiz için kurgulanın Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) ikamesinden başka bir şey değildir; Toplumların siyasal kaderlerini, hatta toprak bütünlüklerini parçalayıp dağıtmak, kaos içine gömerek geleceklerini rehin almak, iç çatışmalarla tüm takatlerini tüketip sürekli dış güçlere, Emperyalist mal ve hizmetlere muhtaç bırakmak bu projenin, “Yaratıcı Anarşi”, “temiz eller operasyonu” başlığı altında, “sivillerin korunması”, “insan hakları”, “sivil toplum”, “özgürlük-liberalizm” gibi söylemlerle tecellisinden başka bir şey değildir.

Bu proje, Kuzey Afrika’da halkın diktatörlüklere karşılıklı yükselen haklı talepleri üzerine binerek onu istediği yöne sevk etmiş bulunuyor. Tunus ve Mısır devrimlerinin yolu kesildi, kısır döngüler dönemi, Pandoranın kutusundan çıkan şer etkinlikleri tahrir meydanının sakinleri oldu. Bu iki ülkenin devrimi ikinci aşamada demir bir pençe tarafından kıskıvrak yakalanarak tıkandı, nefesi tükenmeye başladı, yapılan kimi hamlelerden de anlaşıldığı kadarıyla devrimler ikinci aşamalarını tamamlama şansları hızla bitmektedir; İsrail’in Gazze’de yürütmeye devam ettiği katliamlara karşı, Mısır’da gelişen son tepkiler, Mısır devriminin nasıl da tükenmekte olduğuna, güçsüz düştüğüne amaç ve iradesinin hızla kırılmakta olduğuna önemli bir işarettir. 

Bu iki ülkede diktatörler kaçıp gitmiştir, ama sistem hala, tüm kurum ve kuruluşlarıyla, yeni diktatörlere miras olarak durmaktadır. Libya’da ise, Kaddafi despotluğu yıkılmış ancak hiçbir alternatif sunulmadan, sunulmak istenmeden, kabul edilebilir uzun bir iç savaş sürecinin kapıları açılmıştır; İç kargaşa, petrol ve gaz akışı, ülkenin imarı için gerekli yatırım etkinlikleri, Amerikan, İngiliz ve Fransız şirketlerine akışını aksatmayacak ölçekte sürdürmesi, kışkırtılarak körüklenmesi sağlanacaktır.

Aynı plan bölgemizde, yakın komşularımızda da aylardır yürürlüktedir. Komşumuz Suriye’nin içine sürülmeye çalışıldığı kaosun hikayesi bu örneklerde yer alıyor; Suriye’de de haklı halk talepleriyle başlayan sorunlar, adım adım tırmandırılarak, yönetimin halkın tüm isteklerini ve fazlasını yerine getirmesine rağmen silahlı çatışmalara kadar götürülerek yaratılmıştır. Suriye’nin halkçı yönetimi, sistemi köklüce değiştirecek büyük bir reform paketini karara bağlamıştır. Ülkenin Resmi Gazetesinde yayınlayarak da halkın kazanımı haline getirmiştir. Ancak dış güçlerin isteği bu değildi. Reform yokken “reform” diyen, reformlar ilan edilince “geç kalındı” diye ret ederek, hiçbir siyasi talep, hiçbir alternatif olmadan ve diyalog önerisini ret ederek sadece çatışmayı tırmandıran yönelimlerle kaosu akıl zoru yöntemlerle derinleştirme çabası sürdürdüler. Eli silahlı şebekelerin, ülkeyi iç savaşa, “yaratıcı Anarşi” tezlerinde anlam bulan, ölüm ve kan siyasetindeki yürüyüşü böylece yükseltilmeye çalışılmıştır. 

Bu gün komşumuz Suriye, bu dış güçlerin ve içteki eli silahlı şebekelerin tahripten başka bir izahı olmayan girişimleri altında, on yıllardır sürdürdüğü direnme çizgisinin kefaretini ödemektedir. Bölge halklarının çıkarını savunun bu siyasal duruş, Filistin direnme güçlerinin, Lübnan ve Irak direnme güçlerinin, Kürt halkının Saddam’a ve ülkemizdeki 12 Eylül askeri faşist rejimine karşı direnişinin ana yurdu olmuştu. Bölgede İsrail’e teslim olmayan, adil ve kapsayıcı barışta ısrar eden, direnme güçleriyle omuz omuza olacağını açıklayan Suriye, emperyalist güçler, İsrail, Siyonist Araplar ve ülkemizin gerici yönetimi Erdoğan iktidarının saldırılarına göğüs germektedir. 

Ülkemiz, komşumuz Suriye’deki son olaylarda birinci derecede rol oynamıştır. BOP Eş Başkanlığında anlam bulan karanlık ve kirli işlerin orta yerinde durmuştur; yakalanan silahlar, itiraflar, haberleşmeler, belge ve kanıtlarıyla açık olmuştur. Bu karanlık süreç, bir kez daha maceracı senaryoların peşinde kaybedeni sadece halkımızın olacağı bir süreç olarak derinleşmektedir; Mavi Marmara gemisi baskınında 9 vatandaşımızı katleden barbar İsrail’den bir özür bile koparamayanlar, komşumuz Suriye üzerine, emperyalist-siyonist güçlerin kuklası olarak baskı, savaş tehdidi, eli kanlı şebekelere lojistik destek sağlamakta bir beis görmemişlerdir. 

Ülkemiz yüksek çıkarlarıyla hiçbir şekilde bağdaşmayan, Osmanlıdan farklı planla kurulduğu iddiasında olan Cumhuriyetin “Yurtta sulh Cihanda sulh” ilkesini ayaklar altına alan, “Komşularımızla sıfır sorun” adı altında bir aldatmacadan başka anlamı olmadığı açığa çıkan siyasal yönelimlerin “Stratejik Derinlik” olmaktan çok, iç politikada süren ikiyüzlülük olduğu açığa çıkmıştır. Bu sadece gergin ilişkiler içinde olunan ülkelerle değil, kendini dost gibi gösteren ülkeler açısından da açık hale gelmiş ve ülkemizin güvenilmez bir ülke olduğu, maceralar peşinde sürüklenin üçüncü sınıf bir ülke olduğunu göstermiştir; bir kez daha, “en ucuz malı askeri” olma onursuzluğu, ülkemiz halklarının iradesine rağmen,  iktidarlar tarafından sırtımıza yüklendirilmiştir.

İşte bu siyasal akıl, dışta tüm yönleriyle deşifre olmuş bu algılar, ülkemizin iç siyasa yönelimleri üzerinde bir kabus gibi çökmüş bulunmaktadır. Ülkemizin bekleyen demokratikleşme sürecinin rafa kaldırılması, 12 Haziran 2011 seçimlerinin ardından, başlaması öngörülen demokratik anayasa açılımının ötelenmesi, askeri darbelerin kurumlaştırdığı Ergenekon türü derin devletler yerine, sivil diktatörlüğün kurumlaştırmaya çalıştığı İmamlar ordusu önderliğinde Cemaatin, okyanus ötelerinden feyiz alan yeni derin devleti ve baskıları, İnancı bile milliyetçi tek boyutlulukta dayatan, farklı mezheplere ise tarihin en kapsamlı kuşatmasını ve baskı organizesini örgütleyen bu iktidar, bir kez daha kirli savaşın, güvenlik önlemleri peşinde ülkemizde özgürlük ve demokrasi arayışında olan farklılıklar üzerine yürümeye devam ediyor. 

Sınır ötesi operasyonlar uçaklarla, helikopterlerle, füze ve bombalarla, katliam üzerine katliamlarla, kuşatma, basık, göçe zorlama, kazanılmış hakları sindirme halkın seçimlerde beliren iradesini ezme gibi akıl almaz bir anti demokratik pervasızlık içinde devam etmektedir.

Seçimlerden yüksek oy aranı almanın hiçbir ülkede iktidar olmak ve ülkeyi demir bir pençede yönetme şansı vermeyeceğinin en önemli örneği bu gün ülkemizde yaşanmaktadır. Buna yol açan neden, ülke sorunlarını halkın iradesi doğrultusunda çözmek yerine, halkın iradesine rağmen çözme girişimidir. Çözüm yolunu özgürlük ve demokrasi de görmek yerine, baskı ve zorbalıkta görmektir. Buradan bakılınca, sivil diktatörlüğün baskıcı eğilimleri, bölgede gittikçe tırmanan kaoslar nedeniylede daha da derinleştirip sürdürüleceğini görmek güç değildir. BOP Eş başkanlık kürsüsünden yola çıkarak, bölgede kendi elleriyle yarattıkları kirli ortamları gerekçe gösterip, ülke içinde kirli savaşı derinleştireceklerini anlamak zor değildir. 

Bütün bu gelişmeler, bölgemizde ciddi gerginliklerin yaşanacağına bunun ülke içi gerginliklerden bağımsız olmadığına bir işarettir. Bu, ülkemizde Kürt özgürlük hareketine yönelen zorbalığın aynıyla bölge halklarına karşı da sürdürüldüğü, aynı kaynaktan ve aynı güçlerin eliyle ikame edilmek istendiğini gösteriyor. Amaç ve araçlarda, zaman ve mekan verilerinde bu ölçüde bir kesişme, bölgeyi bekleyen tehlikenin kapsam ve derinliğini göstermeye yeterlidir.
Bütün bu gelişmelere dünyada hızla derinleşen ekonomik krizin etkilerini de eklediğimizde bölgemizin nasıl bir cehennem alanına döneceğini kestirmek zor olmayacaktır. Ülkemiz bu arbedenin tam orta yerindedir. Bölgeyi yakıp yıkacak bir gerginlik olduğu gibi, tüm şiddetiyle ülkemizin orta yerinde deprem yaratacaktır. Bu depremin yıkıntıları altından kimse canlı çıkamaz. Emperyalist-Siyonist güçlerin istediği de tas tamam budur. 

Bu karanlık tünelin sonunda hiçbir ülke bütünlüğünü koruyamayacaktır, hiç bir harita olduğu gibi kalmayacaktır, bu cehennemde ölenlerin acısından kurtulan bir ev kalmayacaktır. Gençler ölürken anaların gözyaşı, toplumların birbirine kin ve intikamla dolu olacaktır. Telef olmayan, güçten düşmeyen, kırılıp dökülmeyen hiçbir şey kalmayacaktır. Ateş bir yere değil, her yere düşecektir. Bunu hissetmeyenler, farkına vardıklarında iş işten çok geçmiş olacaktır.

Bu korkunç tablonun önüne geçmek mümkün değil mi? Evet mümkündür. 

Erken teşhis, erken müdahale ölümden kurtarır dedikleri gibi, öncelikle ülkemizde yürütülen bu maceracı politikaları yerinde durdurmakla işe başlanmalıdır. Bunun ilk adımı her siyasal etkinliğin bir bütün olarak kendi alanında muhalif sesini yükseltmesi gereklidir. İç politikada süren ikiyüzlülüğe dur dememiz gerekmektedir. Bölgede sürdürülen ve komşuluk haklarına tecavüze karşı daha da aktif bir refleks göstermek gereklidir. İktidarın ülkede ve bölgede yarattığı kaosları gerekçe göstererek askeri ve güvenlik girişimleriyle bir kez daha kanlı ve kirli savaşı tırmandırmasına dur dememiz gerekmektedir.

Sonuç olarak, iç politikada tırmandırılan sivil diktatörlük, kirli savaş, demokratik açılımları öteleyen girişimler durdurulmaksınız, dış politikada komşularımıza işlediğimiz ihanetler, kanlı iç çatışmalarda aldığımız yer ve kışkırtıcı girişimler, bölgeye yönelik yeni Osmanlıcılık adı altında yayılmacı, nüfus alanları oluşturucu sömürgeci yönelimlerin, sonuçta ülkemizi yakıp yıkması kaçınılmaz olan etkilerini önlemenin imkanı olmayacaktır.

Örgütümüzün çağrısı, duyarlı olma, farkında olma çağrısıdır. Ülkemiz gelişmelerine olduğu kadar, bölgemiz gelişmelerine duyarlı olmaya, refleks göstermeye çağırıyor.

THKP-C (Acilciler)
28 Ağustos 2011