5 Eyl 2010

THKP-C (Acilciler) Basın duyurusu. 2010 - No: 20

THKP-C(Acilciler) Basın Açıklaması
5  Eylül 2010 / No: 20
AKP
DERİN DEVLETİNİN
KAOS HABER PROVAKASYONU


31 Ağustos 2010 tarihli, Emniyet müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı kaynaklı yalan kurgu haberleri, İç İşleri Bakanlığı aracılığıyla 81 İlin valisine gönderilen gizli yazıda “Kaos için Alevilere Suikast” başlığı altında, “yasadışı THKP-C terör örgütünün referandum öncesinde 'kaos oluşturmak' amacıyla Alevilerin ileri gelenlerine suikast planladığı tespit edildi” denilerek, “Eylem emrini terörist başı Abdullah Öcalan'a "Değerli dostum, Başkan' diye hitap eden ve örgütü Suriye'den yöneten Mihrac Ural'ın verdiği ileri sürüldü”. ANKA (Ankara Haber Ajansı) aracılığıyla medyaya servisi yapılan bu haberde, örgütümüz THKP-C(Acilciler) ve Genel Sekreterimiz Mihrac Ural’ın adı üzerinde, akıl zorlaması, gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan, örgüt ilkelerimiz ve tarihiyle, Genel Sekreterimizin şahsı ve mücadele tarihiyle tezat olan, tamamıyla yalana dayalı, aptalca kurgulanmış bir komplo ileri sürülmüştür.
Aynı haber 1 Eylül 2010 tarihinden itibaren de “Hatay’da Alevi – Sünni çatışması yaratmak amacıyla eylem yapılacağı” biçiminde evrimleşerek servis edilmiştir.
Bu çirkin ve bir o kadar korkunç haberler, gerçekte iddia ettiği “kaos” ortamını yaratmanın bir aracı olarak, fiili bir cürüm olarak, provokasyonun tezahürü ve derin devletin geleneksel işlevlerinden biri olarak ileri sürülmüştür.
Bu çirkin senaryonun iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi; referandum boyutudur. İkincisi; Demokrasi mücadelesindeki boyuttur.
Birincisi; referandum sürecinde bu haberlerin 31 Ağustos 2010 tarihi taşıması ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hatay mitingine denk gelmesi tesadüf değildir. AKP’ye karşı demokrasinin önemli kalelerinden biri olarak Hatay’ın geliştirmiş olduğu tutarlı tutum bu haberlerle yaratılan gerginlik ve korkularla  “bertaraf” edilmek istenmiştir.
Öncelikle bilinmesi gereken gerçek şudur. Biz bu referandumda BOYKOT tavrıyla siyasal tutumumuzu belirledik ve ilan ettik. Bkz. Duyuru 2010-No: 19 (http://acilciler-thkpc.blogspot.com/ ). Buna rağmen referandumu partiler arası bir paylaşım savaşına dönüştüren bu sistemi ve her iki tutumu dışındaki yerimizi belirlemiş olduk. Belli bölgelerde açık olan etkimizi, bu çirkin haberlerle zayıf düşürmek, halkımıza karşı “eylemler yapabilecek örgüt ve genel sekreteri diye şaibe altında bırakmak, 12 Eylül rejiminin geleneksel derin devlet kurguları ve Özel Harp Dairesi’nin iflas etmiş taktiklerine sığınmaktan başka bir anlama sahip değildir.
Bu çirkin oyunlarla, demokratik bir rekabette avantaj sağlayacağını sanan komplocu akıl, gerçekte ittihatçı darbeci ve onun doğal uzantısı 12 Eylül rejiminin devamcısıdır. AKP sivil diktatörlük heveslerini bu yollarla elde edebileceğini sanıyorsa yanılmaktadır. İlki trajediydi, 17 000 kişinin faili meçhulle ölümüne yol açmış bir kıyım komplosuydu; ikincisi ise çirkin bir komedi olmaktan kurtulamaz. Bu sınavda AKP derin devletinin mahkemeye düşmüş olması bunun en bariz göstergesidir.
İkincisi; Örgütümüz bir demokrasi mücadelesi örgütüdür. Bu mücadeleyi 12 Mart artığı 1974-80 dönemi ve 12 Eylül rejimi 1980-2000 dönemini onurla ve haklı zeminde darbeci yönetimlere silahlı mücadele de dahil olmak üzere tüm gücüyle insana zarar vermeden bir direnme çizgisi olarak sürdürmüştür. Bu süreçten sonra dünya ve ülke gelişmelerini dikkate alarak silahlı eylemlerine nokta koymuştur.  Koşulların tüm olumsuzluğuna karşın barışçıl yollarla demokratik siyasal mücadelesini sürdürme kararlılığı göstermiştir. 20 yıldır silahlı eylem yapmamıştır.
Örgütümüz ortak ülkemizde kirli savaşa bu ilke ışığında karşı çıkmış,  Kürt halkının demokratik haklar ve özgürlükler uğruna yürüttüğü mücadelenin yanında olduğunu ilan etmiştir. Bu ilan sürecinde de Kürt özgürlük hareketinin barış çabalarını ataşkes çağrılarının yanında olduğunu ilan etmiştir. Kürtlerin haklı direnişinin kararlı bir dostu ve yandaşı olarak, farklılıklarımızın doğal sonucu olan ve farklı mücadele yöntemlerinin kabulüyle çelişmeyen tutumlarını ortaya koymuştur.
Örgütümüzün temel ilkelerine bağlı olmak kaydıyla, Genel Sekreter yoldaşımız Mihrac Ural’ında önemle üzerinde durduğu demokrasi mücadelesinde, şiddetin her türünden uzak olarak barışçıl siyasal mücadele kararlılığı devam etmektedir. Bu yönelimi bu çirkin senaryolar değiştiremeyeceği gibi, provokasyonları boşa çıkarmak üzere daha bir kararlıca bu yola devam edecektir.
AKP’nin örgütümüz ve Genel Sekreterimizin adını böylesi çirkin senaryolara alet etmesinde rol oynayan Özel Harp Dairesi kuklalarının kim oldukları artık şüpheye yer bırakmayacak kadar belirlenmiş bulunmaktadır.
 Kısa bir süre önce Paris’te, saflarımızdan çıkan bir MİT ajanıyla, Adana MİT şubesinden “UFUK” kod adlı kişi arasında, bilinen kavram ve söylemler etrafında, PKK genel Sekreteri Başkan Öcalan’a olan saygımız, demokratik hakları uğruna mücadele eden Alevi toplum etkinliklerine olan desteğimiz konu edilerek kurgulanmış bir yalan senaryodur. Amaç bu kuklaların 3 yıldır örgüt tarihimize, şehitlerimize ve değerlerimize sürdürdükleri karalama kampanyasına yeni bir halka olarak dizayn edilmiştir.
Özel Harp Dairesi kuklalarının bundan bir süre önce ihbarlarıyla örgütümüze yönelik operasyonlardaki rolünü de göz önüne aldığımızda, bu çirkin oyunun tüm yönleriyle bir derin devlet işi olduğu belirlenmiştir.  Söz konusu kuklaların, 1980 yılları sonunda, Özel Harp dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’nin başını çektiği ve Alevi liderlerine suikast düzenleme planlarında, saflarımızda “Şahin” kod adıyla görevlendirdikleri bir kuklayla Alevi iş adamlarından biri infaz edildiği bilinmektedir. Örgütümüz bu çirkin eylemi yapan MİT ajanını bir dosyayla 1989 tarihinde kamuoyuna açıklamış ve o gün bu gün süren bu bağın bugüne gelen uzantısı olarak bu “kaos” haberlerinin mutlak olarak birbiriyle bağlantılı olduğunu belirlemiştir.
 Sonuç olarak;
Örgütümüz THKP-C(Acilciler)
Bu haberleri şiddetle kınadığını kamuoyuna açıklar.
Bu ve benzer eylemlerin tek kaynağı ve fiili katillerinin derin devletin olduğunu ilan eder.
Bu tür eylemlerin ne ilke olarak ne de herhangi bir biçimde örgütümüzle uzak yakın bir ilişkisinin olamayacağını belirtir.
Genel Sekreter yoldaşımız, uzun yıllara dayanan barışçıl demokratik mücadelesinin önünü kesmek isteyen bu komplo teorilerinin fiili “KAOS” cürümü olduğunu, bu oyunun deşifre edilmesi için devleti ve güvenlik kuvvetlerinin eli kanlı katillerini kamuoyunun bilgisine sunar.
Demokrasi ve özgürlük mücadelesi halklarımız için büyük özverilerle yürütülmektedir. Bunun karşısında duran sistemin eli kanlı derin devleti ve sivil dikta heveslilerini kamuoyu önünde bir kez daha teşhir ederiz.

THKP-C (Acilciler)
5 Eylül 2010



2 Eyl 2010

MİHRAC URAL 2. BASIN AÇIKLAMASI


Mihrac Ural
2. Basın açıklaması
1 Eylül 2010
BU OYUNU
HATAY’DA OYNAYAMAYACAKSINIZ

Ortak ülkemiz genelinde Alevi halkı, özelde Hatay halkı
size rağmen, kaos ve gerginlikle örülü komplolarınıza, Özel Harp Dairesi kurgularınıza ve kuklalarınızın servis ettiği haberlere rağmen;
bir orman gibi kardeşçesine barış içinde yaşamaya devam edecektir.

Özel Harp Dairesi İki gündür basına provokatör haberler servis etmektedir.
31 Ağustos 2010 tarihli yayınında Bugün ve Zaman gazeteleri, şahsımı anarak “KAOS İÇİN Alevilere suikast” eylemleri için “emir” verdiğim suçlaması yaptılar. Bu haberi ertesi gün farklı bir dizayn içinde “Hatay’da Alevi - Sünni çatışması yaratmak için şiddet eylemleri düzenleme” talimatları verdiğim yalan iddiasını servis yaptılar.

Konuyla ilgili 1. basın açıklamamda da dile getirdiğim gibi bu gerçek dışı haberler provokasyonun, kaosun ve gerginlik yaratmanın ta kendisidir. Mihrac Ural, her türden şiddete karşıdır; ama aynı zamanda AKP’nin gericiliğine ve sivil diktatörlük eğilimine karşı amansız bir mücadele içindedir.
Mihrac Ural’ın boy hedefi seçilerek bu yalan haberlere konu edilmesinin altında demokrasi mücadelesindeki kararlı tutum ve etkin olduğu alanlarda AKP karşısında BOYKOT tavrıyla durmasıdır. Bunun için ertesi gün (bugün) bu haberler yeni bir boyut alarak,  Hatay’da Alevi Sünni çatışması için eylem emri verdiğim  akıl zorlaması saçmalıkla yeniden dizayn edilmiştir.
Bu haberlerin referanduma yaklaştıkça yoğunluk kazanması dikkat çekicidir. Türkiye genelinde olduğu gibi Hatay özelinde AKP yönetimi büyük bir ret cephesiyle karşı karşıya kaldığını görmektedir. HAYIR ya da BOYKOT tavrıyla bu cephe, AKP’nin Hataylı Adalet Bakanını da rahatsız etmiştir. Son Hatay gezisinde karşı karşıya kaldığı gerçek, demokrasinin kalelerinden biri olan Hatay’da ağır bir yenilgi alacaklarına işarettir.
Hatay farklılıklarıyla mozaik bir başkenttir. Bu mozaik doku üzerine on yıllardır oyunlar oynanmıştır. 12 Eylül öncesi süreçte, Çorum, Maraş katliamları derin devletin Özel Harp Dairesi ve kuklalarının eliyle sahnelenmiştir. On yıllar önce, aynı oyunu Hatay’da da oynamayı deneyen bu karanlık çevreler başarısız kalmışlardır. Hatay / Dörtyol ilçesinde yaratılmak istenen Türk-Kürt çatışmasının tekrarını Antakya’da Alevi-Sünni çatışması olarak organize etme çabaları ise hiçbir şansa sahip değildir. Hatay, devrimcileriyle, demokrasi güçleri ve halkıyla bin yıllardır süren farklılıklarını içselleştirmiş sosyal ilişkileriyle bu oyuna geçit vermemiştir.
Kendi adıma 1975 sonrası dönemde, Alevi, Sünni, Hıristiyan, Türk, Kürt, Arap arkadaşlarımla yükselttiğim demokrasi mücadelesi bu oyunların önünde duran en önemli engellerden birini oluşturmuştu. O kesitte, diğer illerden şehrimize milliyetçi ülkücülerin gelişi ve provokasyon yapma çabalarının önü, benim de aralarında olduğum etkinliklerle kesilmişti.  Hatay kardeşlik, dostluk ve sevgi kentidir. Aleviler insan sevgisi merkezli algılarıyla bu alanların barışının güvencesidir. Alevi kökenli bir aileden gelmiş olmam bir yana, şehrimin insanları laik değerler içinde farklı inanç ve etnik konumlarıyla yalnızca siyasal saflaşmada düşünce düzleminde birbirinden ayrı tutum içinde olabilirler. Bunun ötesinde Hatay halkı bir orman gibi kardeşçesine, barış içinde asırlardır bir arada yaşam sürdürmektedir.
İşte bu kardeşliği kaosa, kaygıya, korkuya, güvensizliğe, komşunun komşuya, kardeşin kardeşe düşmanca bakmasına yol açacak aslı esası olmayan haberler servis edilmektedir. Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta Özel Harp Dairesi’nin başardığı; ancak Hatay’da bir türlü başaramadığı provokasyonlar tekrar denenmek istenmektedir. Ülkemizin olaylar tarihi, istisnasız bu provokasyonların altında derin devletin yattığını belgeleriyle göstermiştir. Bu denemenin altındaki imza da derin devletin imzasıdır. Eski derin devlet tasfiye edilirken yenisinin kimler adına hareket ettiği de böylece ortaya çıkmaktadır; bunun aynı zamanda sivil diktatörlüğe giden yolun döşeme taşları olduğu bilinmelidir.
Ben ve düşünce arkadaşlarım, önceki basın açıklamamda ifade ettiğim gibi her türden şiddete karşıyız. Siyasi tutumumuz siyasi düşüncelerimizle ve bunların barışçıl, meşru araçlarıyla dile gelecektir. Bu meyanda referandumda boykot diyoruz.
BOYKOT bizim için bağımsız bir irade, özgür bir duruş ve farklılığımızı tanımlayan bir kimliktir. Bu yanıyla sisteme kan taşıyacak tutumlardan farklı bir konumlanış içindedir. Bunun doğal sonucu da  AKP‘ye hayır demektir.
Etkinliklerimizi bu yönde sürdürmekteyiz. Başarılı kampanyalara, her alana ulaşan bildirilerle, festivallerle kitlelere açıklamalar yapmaktayız. Bu çabalar, demokratik yol ve barışçıl yöntemleri esas almış açık ve net tutumlardır. Barışı esas alan algılarımız her türden şiddete karşı olan duruşumuzu açıkça ortaya koymuşken, adımızı Özel Harp Dairesi senaryolarına karıştırmak isteyenler, abesle iştigal etmiş olmaktadır. Gündeme sokulan yalan haberler, devletin işidir; AKP bu yalanlardan medet uman çirkin bir icracıdır.
Ortak ülkemiz, genelinde Alevi toplumu gibi özelde Hatay demokrasi kalelerinden biridir. Bu kalede gericiliğe geçit olmayacaktır. Bunun mücadelesini ben ve benim gibi düşünen arkadaşlarımla omuz omuza vermekteyiz. Hedef seçilmem, adımın bu konulara malzeme edilmesi ise tamamen bu nedenledir.
Bunu kışkırtan çevreler ise, birkaç yıldır MİT ajanı kuklalarının şahsımı karalamak üzere yürüttükleri kampanyalarıdır. İflas etmiş beyhude karalamalarla mücadelemizin önü kesilmek istenmektedir. Kuklaların yetersiz kaldığı bir kesitte devletin devreye girmesi bu işin mantıki sonuçlarıdır. Bu, bir kez daha sızıntıların devletle ilişkilerine açık bir veridir.
Bir kez daha tekrarla,
Ben ve düşünce arkadaşlarım barış kültüründen geliyor ve  bunun için mücadele ediyoruz. İnsana karşı her türden şiddete de karşıyız. Ortak ülkemizde demokrasi mücadelesinin sonuç alması için tüm farklılıklarımızın anayasal, yasal ve kurumsal güvencelerle haklarını alması için çalışmaktayız.
Bu çabalarımızın yükselişe geçtiği bir kesitte, Özel Harp Dairesi’nin kuklaları aracılığıyla adımızı şiddet eylemlerine, kaos çabalarına karıştırması gerçek cürümün kendisidir. Bu çabaları kendi adıma ve arkadaşlarım adına protesto ediyorum.
AKP’nin derin devleti eliyle ortaya koyduğu bu türden provokatör haber ve çabalara karşı, tüm Alevi topluluğunu ve özelde Hatay halkını,  bir kez daha BOYKOT tutumuyla cevap vermeye çağırıyorum.

189.DOSYA . İBRAHİM YALÇIN MİT HESABINA YENİ SENARYOLAR



189.DOSYA
İBRAHİM YALÇIN
MİT HESABINA YENİ SENARYOLAR

Mihrac Ural
1Eylül 2010
1989’da kapsamlı bir dosya yayınladık. İbrahim Yalçın denilen kişiyi tüm yönleriyle teşhir ettik. MİT ajanıydı. Bunu kendi el yazılı itirafıyla ortaya koyduk. İtirazı da yoktu. Örgütümüzün 1. Kongresini ispiyonlamak için gelmişti. Yola çıkarken de, MİT’ten para almıştı (150. 000 Tl).
 Bildiği tüm adresleri, isimleri, telefon numaralarını kurgularıyla birlikte MİT’e sunmuş; önermeler, planlar, alternatif senaryolar bile çizmiş. Bu ölçekte pervasız adam, hayatında siyasetin ‘S’ siyle ilgilenme gereği bile duymadan polise hizmette gözü kara olmuş. Bunu anlamak için 12 sayfalık el yazısı itirafnamesini okumak yeterlidir (bkz. http://acilciler-thkpc.blogspot/ )
Bu satılmış kişi bir para düşkünüdür. İstanbul’da örgüte “Katil Muhbir” Engin Erkiner tarafından alınmıştır. Örgüte katılışı için Yönlendirilen bu kişi ilk eylemde (eylemden 4,5saat sonra) ortağı Engin Erkiner’le  örgüte ait her şeyi  teslim etmiştir. Bu ikili yönlendirildikleri yerden aldıkları talimat gereği ve kendi önermeleri çerçevesinde Acilciler örgütünün bu darbeyle tamamen tasfiye olacağı kanaatindeydiler; Olayları kendi deyimleriyle “Kronolojik olarak” polise aktardılar; ilk üst komitelerden sonuncusuna, en üst yöneticiden en alt sempatizanına. Her şeyi sundalar (Bkz. 1. DOSYA. İtirafçı Engin Erkiner’in polis ifadesi. http://acilciler-thkpc.blogspot/ )
MİT ajanı İbrahim Yalçın, örgütte gönderdiği raporlarda, örgütü para kalpazanlığına ve gayri meşru ticaretlere yönlendirmek için ısrarlı çabalar içinde olduğuna da tanık olundu. Bunun için İstanbul mafyasıyla bağlantısı olduğunu ifade ederek bu işlerin yürütülmesi talebinde bulunuyordu. Bu önermeleri sürekli ret edilen MİT ajanı, örgütü bir biçimde bir pisliğe bulaştırmak için çırpınıp duruyordu. Ancak başarısız kaldıkça da örgütü doğrudan çökertecek girişimlere hazırlık yapıyordu.
Örgüt yükseliş dönemlerine girdikçe bu kişinin ortalıkta peydahlanması tesadüf değildi. 1979 Aralık darbesinin arifesinde cezaevinden anı bir kararla çıkartılması, yakalanmaların en riskli bölümünde rol oynamasını sağlıyordu.
Örgüt ayakları üzerinde durup geliştikçe,  bu ikilinin yollarının kesişmesi de ilginçti. İbrahim Yalçın Acilcilerin peşindeydi. Nerede olursa olsun tek derdi Acil örgütüne nasıl yara açabilir nasıl yıkım yaratılabilir üzerine görevliydi. 1986 yılına gelinince, 1. Kongre çalışmaları yükselince, örgüt her açıdan başarılı adımlarla ilerleyince Bu adam yine sahneye sürülüyordu.
Ahlaksızın para düşkünü olması, MİT için iyi bir elaman portresi oluşturuyordu.
Bu nedenle 1.Kongreyi ihbar etmekle görevlendirildi. Buraya kadar her şey açık ve kendi el yazısıyla bunu itiraf etmek zorunda kaldı. Sorumuz açık olan bu gerçekleri yeniden tekrar etmesi değil. Sorumuz, örgüt tarihi açısından çok daha önemli bir alana ışık tutmak amacındadır.
El yazılı itirafnamesi dikkatlice okunduğunda görülecek olan en bariz çabalarından biri bu ahlaksız adamın MİT’le ilişki tarihini gizleme çabasıdır.  El yazısında üç tarih sıralıyor. 20 Ekim 1986, bu tarihte yakalandım diyor. Ancak aynı itirafnamesinde 13-16 Ekim 1986 tarihini, ki bu tarih 20 Ekim öncesi bir tarih, Sarı Vedat’la buluşmak üzeri MİT bilgisi içinde randevu verdiği tarih olarak ifade ediyor. Anlaşılıyor ki, el yazısı itirafnamesinin ilk cümlesi olan 20 Ekim 1986’da yakalandım sözü yalandır.
Burada kalmıyor, 28 Ağustos 1986’da MİT’en 150.000TL alarak Örgüte gittiğini belirtiyor. Bu tarih Suriye’ye ilk geliş tarihidir. Ve  MİT bilgisi içinde olduğuna göre,  ilişkisi 20 Ekim ve 13-16 Ekim öncesine 28 Ağustos86 ‘nın da öncesine dayanıyor.
İpin ucu burada kesiliyor. Sorumuz gayet basit, verilen tüm tarihler çelişkili. Net tarihi iki kişi bilir, biri ortağı  “ Beylerderesi katil muhbiri” Engin Erkiner ikincisi kendisi.  Bu tarihi ısrarla soruyoruz cevap vermek yerine yalan kurgu senaryolarının bezdirici tekrarını işlemeye devam ediyorlar. Okurun bu soruları düşünmesini isteyeceğiz…
Bu noktada en önemli sonuçlardan biri 28 Ağustos 1986’de MİT’ten 150.000 Tl alarak, örgüte ilk kez geldiği ve 15 gün kaldığı zaman bu konuları örgüte hiçbir şekilde açmaması. Toplayabileceği tüm bilgileri alarak kongre Arifesinde MİT’le 1. Kongremiz için alternatif senaryolar üretmeye yönelmesidir.
İkinci gelişi ise 20 Ekim 86 sonrası. 1. Kongre bağlanmak üzere olduğu günlerde. Yine bir açıklama olmadan gelişi. Ancak bu kesitte örgütümüz, iki MİT ajanını yakalamış ve sorgulamaktaydı. İbrahim Yalçın bunlarla yüz yüze kaldı. Özellikle aynı MİT kanalından gelen, İstanbul  - Adana MİT kanalı ve İbrahim Yalçın’ın “bölüm şefi sorumlum” dediği “UFUK” adlı kişinin yönlendirdiği bir ilişki olması.
İbrahim Yalçın, 28 Ağustos 1986 öncesi MİT ilişkisini ısrarla gizliyor. Bundan ödü –patlıyor. Bunun için bu soruya cevap vermemek için çırpınıyor. Ortağı “Katil muhbir” Engin Erkiner’de susuyor. Boynunda kılıç gibi duran itirafçılık ve “katil muhbirlik” üzerine yeni vebal almaktan kaçınıyor. Ancak bu soru cevabını bulacaktır. Bu cevap örgütümüz tarihinde sızma olanların da gerçek yüzünü ortaya koyacaktır.
SON HABERLER VE MİT AJANI BİRAHİM YALÇIN
Örgütümüz,  referandumda BOYKOT kararı aldı. AKP gerici yönetimini karşı özellikle etkin olduğu alanlarda geliştirdiği çabalarla BOYKOT tutumumuzun etkisi belirmeye başladı. AKP’ye karşı aldığımız bu tutum, devletin ve derin devletin kuklalarıyla üzerimize senaryolar oluşturmasına önemli bir etken oldu.
Demokratik mücadelemizi kirletmek için, tüm gerici yönetimlerin, derin devlet provokasyonlarıyla Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta sahneledikleri Alevi-Sünni çatışmalarını ve Alevi kıyımını Hatay’da da sahneleme istemeler yeni değildi. Ancak bunu hiçbir zaman başaramamışlardı. Bundan sonra da başarmaları mümkün değildi.
Hatay farklılıklarını toplumsal ilişki sürecinde hazmetmiş bir başkenttir. Bu oyuna hiçbir zaman gelmeyecektir. Ancak devlet, özel Harp Dairesi ve kuklaları aracılığıyla bu senaryoları üretmekte ve yapacakları kirli eylemleri,  başkalarının sırtına yıkmak için hazırlık içinde olduğu görülmektedir.
Bu oyunun tek nedeni, Hatay Dörtyol’da Türk-Kürt çatışmasıyla oynadıkları oyunu, Antakya’da tekrar etmektir. Bunu ihtiyaçları var, çünkü referandumda AKP ve Hataylı Adalet Bakanı ağır bir yenilgi alacaktır.
Hatay geçmişte de bu günde Alevilerin-Sünnilerin ve tüm farklılıklarının barış içinde yaşadığı bir kent. Bu barışı, Acilciler örgütü en iyi temsil edendir. Saflarımızda Alevi, Sünni, Arap, Kürt, Türk Hıristiyan olan insanların omuz omuza gericiliğe karşı mücadelelerin katkısıyla da yürürlükteydi. Bu mozaik dokuyu kimse bozamamıştır, bundan sonra da bozma şansı olmayacaktır. Bu açıdan devletin ve kuklalarının çabası boşunadır.
http://www.haberler.com/emniyetten-korkutan-yazi-2217010-haberi/ bu linkte yer alan haberde de açıkça ortaya konan saçmalık, İbrahim Yalçın senaryolarını kelime kelime yansıtan bir akıl zorlamasıdır.  “Hatay Dörtyol'da planlanan Türk Kürt çatışması polisin provakatörleri kısa sürede yakalamasıyla önlenmişti. Aynı bölgede bu de da Alevi-Suni çatışması planlandığı öne sürülüyor. Alevi Sunni çatışması için de Hatay merkezli Acilciler olarak adlandırılan yasadışı THKP-C örgütünün eylem arayışı içinde olduğu ifade edildi.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nce hazırlanan gizli rapora göre, Anayasa referandumu öncesinde Acilciler örgütü bu bölgede kaos ortamı oluşturmak amacıyla Aleviler’in önde gelenlerine suikast yapmayı hedefliyor.”
Bu saçmalık, Alevilerin tek vücut AKP’ye karşı, BOYKOT ya da HAYIR tutumu almalarıyla ilgilidir. Hatay’da ağır bir hezimet alacak olan AKP gericiliği, çaresiz böylesi provokatif haberlere sarılmaktadır.
MİT’in servis etmekte olduğu haberlerin ifade tarzlarına baktığımızda (Bugün ve zaman gazetesi), özellikle Öcalan’ın konu edilmesi, şahsi olarak Öcalan’a ilişkin kullandığım “Dostum”, “Başkan”, “Kadim dostum”, tabirlerinin işlenmesi dikkat çekicidir.
MİT ajanı İbrahim Yalçın görevine devam ediyor. Bu artık hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak bir gerçektir. Yakın dönemde Avrupa Başkentlerinden birinde MİT yetkilisi biriyle İbrahim Yalçın’ın buluştuğuna dair elimize geçen bir bilgi tam bu olaylarla kesişme halindedir.
3 yıldır özel harp dairesi kuklaları olarak şahsıma ve örgütsel değerlerimize karalama, şaibe kirlilik saçarak saldıranların, polis organizesi bu ikili, itirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın olması dikkat çekicidir.
Devleti arkalarına alarak yaratmak istedikleri yalan senaryolar, 3 yıldır süren ve kendileri açısından utanç verici bir iflasla sonuçlanan tartışmaların son halkasında nerelere kadar uzandıklarını göstermektedir.
Okurun bilgisine.

31 Ağu 2010

BASIN AÇIKLAMASI


KAOS İÇİN YALAN HABER

Mihrac Ural
Basın Açıklaması

31 Ağustos 2010

Alevilere karşı düşmanlığıyla bilinen Bugün Gazetesi ve Zaman Gazetesi 31 Ağustos 2010 tarihli bir asparagas haberle adımı anmıştır.
Ortaya attığı “Kaos için Alevilere suikast” iddiası tam anlamıyla can çekişen AKP yönetiminin özel harp dairesi kulislerinde oluşturulmuş bir yalandır. Bu tür yalanlar Alevi toplumunun yüzyıllardır uğradığı haksızlıklara yenilerini eklemek, referandumda tek vücut olacak tutumlarını parçalamak amacına yöneliktir.
Öncelikle, Mihrac Ural alevi kökenli bir devrimcidir. Alevi kökenli olması bir yana, Türkiye devrimci mücadele tarihinin tüm kesitlerinde Alevileri ilerlemeden yana, demokrasi ve özgürlükten yana güçler olarak devrimcilerin dayandığı ana kitle olarak görür.
İnsan sevgisi ve kültürüyle bütünleşmiş Alevilerin tarih indindeki bu ileri tutumuna karşı, maruz kaldıkları tüm provokasyonların devletten geldiği belgeleriyle, kanıtlarıyla açıktır; Çorum, Maraş, Sivas katliamları ve porvokatörleri bellidir. Bundan sonra da Aleviler üzerinde oynanacak her oyunun arka planında, devlet ve onun güvenlik güçleri ve idarecilerinden başkası olmayacaktır.
İkincisi; Mihrac Ural ve düşünce arkadaşları insana yönelik her türden şiddete karşıdırlar. Birey olarak, siyasal kültür olarak kadim Alevi dedeleri (Şeyhleri) ocağında şekillenmiştir. Bir Alevi olarak da Devrimci mücadele tarihinin hiçbir kesitinde insana karşı şiddeti tasvip etmemiştir.
Mihrac Ural ve düşünce arkadaşları Alevi kültürünün temel direği olan insana sevgiyi esas alan bir siyasal perspektife bağlıdır. Demokrasi mücadelesindeki yerlerini de bu zemin üzerinde oluşturmuştur. Bu zeminde tüm Alevi liderleri. arada hiçbir tanışıklık olmasa da İnsani ve siyasi mücadelede Mihrac Ural ve arkadaşlarının can dostlarıdır.
Üçüncüsü; Bu tür yalan ve sansasyon haberlerin tek amacı kaostur. Alevilerin Kaflarını bulandırmaktır. Bu konuda muhbir şebekeleri özel Harp Dairesi denetiminde akıl almaz yalanlarla ortalığı karıştırmak için çırpınmaktadır. Bunlar muhbir şebekeleri de bellidir.
Dördüncüsü; Mihrac Ural ve düşünce arkadaşları, Alevilerin hak arayışının gönüllü erleridir. Bu konuda yazılarıyla, destek çağrılarıyla Alevilerin haklı demokratik taleplerinin özgürlüklerinin kararlı savunucularıdır.
Beşincisi; “Yaratıcı Anarşi” bir derin devlet yöntemidir. Toplumda kaos yaratmak için ünlü insanları toplumun sevdiği liderleri tasfiyeyi ve buradan toplumda kaos yaratmayı temel alır. Komşumuz Lübnan’da Başbakan Refik el haririnin katledilmesi gibi. Bu yöntemler İsrail ve ABD’nin imzasını taşırlar.Böylesi kirli oyunlar, Bugün Gazetesi gibi gerici  basın yoluyla servis yapılıp arkası getirilen oyunlardır. Bu oyunları kurgulayan ve sahneleyen sadece derin devlettir. Buna da dikkat edilmesi gerekmektedir.
Bugün Gazetesi ve Zaman Gazetesi kendi ırkçı-gerici yayın politikalarının kaoslarını, çıkışsızlıklarını böylesi yalan haberlerle çözüme telaşındadır. Ancak yalanın ipi kısadır. Okurlarına saygısı olmayan bu tür marjinal gazetelerin, halkın vicdanında binlerce kez mahkum olmuş çirkinlikleri, onların yüzüne tutulacak en iyi aynadır.
Bu haberi yapanları küçümsüyorum, çirkin amaçlarına, gelenek haline getirdikleri karanlık amaçlarına lanet etmekle yetiniyorum.



188. DOSAYA . MİT AJANI İBRAHİM YALÇIN GÖREV BAŞINDA




MİT AJANI İBRAHİM YALÇIN

GÖREV BAŞINDA




Mihrac Ural

31 Ağustos 2010



Irkçı faşist Bugün Gazetesi ve Zaman Gazetesi’nin 31 Ağustos 2010 tarihli haberine bir göz atın.


“Kaos için Alevilere suikast

31 Ağustos 2010 Salı

Yasadışı THKP-C terör örgütünün referandum öncesinde 'kaos oluşturmak' amacıyla alevilerin ileri gelenlerine suikast planladığı tespit edildi.
Eylem emrini teröristbaşı Abdullah Öcalan’a “Değerli dostum, Başkan' diye hitap eden ve örgütü Suriye’den yöneten Mihrac Ural’ın verdiği ileri sürüldü.”






Tabirleri iyi okuyun. Hemen tanıyacaksınız. Bu haber İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın yalan kurgu senaryolarından biri olduğunu anlamakta zorlanmayacaksınız.


Benim A. Öcalan’a, “Başkan”, “Değerli dostum”, “Kadim dostum” hitaplarına sürekli takan kişiler bu ikili polis organizasyonudur.


Paris’te evlerimize, Fransız Polisinin baskınlarına yol açan ihbarı da yapan bu ahlaksız muhbir şebekesi (30 kasım 1988), gazetelere de yalan haber servisleri yapmakla meşhurdurlar. O günlerin kasvetli ortamında Milliyet Gazetesinden Rafet ballıya karalama ve şaibe haberleri yazdırmaya uğraşanda bu şebekedir. Bunu da övünerek yazılarında işlemekten beis duymazlar.


Aynı kişiler bu kez boylarından çok büyük bir yalan haber yumurtladılar. Bunu da kendi siyasi tercihlerine en yakın olan sağcı, milliyetçi ırkçı Bugün Gazetesi ve Zaman Gazetesi’ne servis yaptılar.


MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın, Alevi iş adamlarına karşı 1980 yılları sonunda başlayan faili meçhul cinayetlerde yer aldığını ve bir Alevi işadamını kendi eliyle öldürdüğü bilinmektedir. 


Oysa Devrimci siyasi ortamla ilgisi olan herkes bilir ki, devrimci mücadelede insana karşı şiddeti her zaman ret ettik. İlke olarak insan sevgisi üzerine yükselen demokrasi ve özgürlük mücadelesini esas aldık.


Özel harp dairesi tezgahlarında oluşturulan bu haberlerin tek amacı. Kaos yaratmaktır. Şiddet kültürü derin devletin kültürüdür, devrimcileri, Alevileri karalamak için üretilen bu haberlerin arkasında yalnızca devletin kirli amaçları yatmaktadır.


“Yaratıcı anarşi” denilen taktikler ABD-İsrail imalatı olarak bölgemizde sık sık başvurulan kirli bir oyundur. Lübnan’ı karıştırmak için öldürülen Sünni Lider Refik el Hariri olayı tastamam böyle tezgahlanmıştır. Şimdi Türkiye’de Alevi liderlere karşı bu plan devreye geçirilmek istenmektedir. Tek amaç kaos yaratmaktır. Alevilerin demokrasi mücadelesinde birleşmesini engellemek birbirine kırdırtmaktır. Bunun için Özel Harp Dairesi kuklaları devreye sokulmaktadırlar. Yalan haberler ileri sürülmekte ve devletin kendi eylem planları ifa edilmek üzere zemin hazırlanmaktadır.


İbrahim Yalçın ve şürekası bu oyunun bir piyonu olarak yalan haber servisçiliği yapmaktadır. Defalarca yazdım, Bu satılmış adam ve ortağı Özel Harp Dairesi hesabına çalışmaya devam ediyor. Bu artık her yönüyle açık olan bir durumdur. Devrimcilerin önlem alması gereken bir durumla karşı karşıyayız. .




187.DOSYA , ENGİN ENGİNER "KATİL MUHBİR"

187.DOSYA
ENGİN ERKİNER “KATİL MUHBİR”
İKİ İTİRAFIN DAHA OLACAK


Mihrac Ural
31 Ağustos 2010
“Katil muhbir”  şaşkın. Çünkü açığa çıktı.
Savunma refleksiyle yine ağzına yüzüne bulaştırdı. Eli ayağı titrer hale geldi.
Yine anaları, babaları, kardeşleri, çocukları ilgisiz süreçlerin içine çekerek müptezel demagojilerine alet etmeye çalıştı. 
Bu maniplasyonlar boşuna. Her şey açıkça ortada.
Beylerderesi katliamının muhbiri sensin dedik cevap olarak “Sivas’tan öteye geçmedim” dedi. İhbar etmek için Sivas’tan öteye geçme şart varmış gibi.., Şaşkınlıktan dolayı ne diyeceğini şaşırmıştı…
Adam, herkesi kendi gibi aptal sanıyor. Bir soluk aldı, düşündü taşında. Boşanma tarihlerine sığındı. Biz sağ diyoruz o selamet diyor…
 Boşanma tarihleri veriyor. Be şerefsiz alçak adam, bu ülkede boşanmanın 70’lı yıllarda nasıl bir olay olduğunu bilmeyen mi var? Kimi kandırıyorsun sen. O tarihleri al…
Hamile bir kadın,  sonra doğum yapan bir kadın, kucağında çocuğu olan bir kadın, olayların netleşmesi ve ona gelen bilgilerin yorumu için seninle bir süre kalmasını kime yutturacaksın, onu söyle. Boşanma tarihi 1983 değil, 2003 olması neyi değiştirir ki.
Namusuz adam, senin senaryolarından birini mi sana okuyoruz sandın. Şerefsiz adam, itirafçı olduğunu belgeleriyle ortay koyduğumuz gibi bu gerçeği de belgeledik. İnkar edemiyorsun eveleyip geveliyorsun.
Beylerderesi katliamındaki ihbarcılığın suratına vuruldu mu vurulmadı mı? Sen onu söyle.
Suratına tükürüp “katil muhbir” dendi mi demedi mi? Sen bunu söyle. Bu gerçek suratının ortasını söylendi mi söylenmedi mi? Onu söyle…
Kadını sırtından attın değil mi ? Ağır bir yüktü öyle mi?
Nasıl olsa İstanbul’da “karılık” yapacak başka biri mi vardı?.. Bunu da söyle…. 
Eveleyip geveleme.
Bu güne kadar yazdığım her şeyi belgeleriyle, el yazılarıyla ortaya koydum. Sen ve sen gibilerin ölü konuşturuculuğuna, yalan kurgu senaryolarına dayanarak, hayatını devrimci mücadele için adamış, işkencede ser verip sır vermemiş insanları kirletemedim.
Kırk yalanı ve yanlışı olmasına karşın, geçmişten bu yana hakkında hiçbir kötü düşünce taşımadığım kişilerin aleyhimde yazdıkları muğlak yazıları muhatap almamakla yetindim; vicdanlarının sesini dinler, onlar da gerçekleri görür diye bekliyorum. Bu benim duruşum, bu benim devrimci ahlakımdır. Senin öyle bir derdin olamaz.
Senin gibi uyduruk senaryolarla değil, el yazılı belgelerle, itiraflarla, maddi delillerle seni ve ortağını açığa çıkarttık. Reflekslerin bundandır. Daha bitmedi bekle bak neler göreceksin.
Yüksel Erişi ağzına alma, o senin nasıl bir sinmiş pislik olduğunu iyi bilir; Ömür’ü hiç ağzına alma onun senin için söylediklerini buraya yazmam ölü konuşturuculuğu olur. Nebil’in senin için söylediklerini sana aktarmayacağım, duyarsan dünyan şaşar. Ölü konuşturuculuğu size ait, belgeler ve kanıtlar ise bize ait.
“İki el sıkacaksın” öyle mi diyorsun. Kırk kez yazdım bundan sonra düşene kimse rahmet okumasın. Senin gibi itirafçıyı kırk kez tasfiye edeceklerdi, önlerinde duran bendim; o gün doğrularım arkasında durdum. Bundan sonra neyse cezan onu çekeceksin, Sen bekle bir…
 Şimdi bir kez daha seyri tarihini düşün.
12 Mart sürecinde “kurtuluş” dergisinin göstermelik yazı işleri müdürü olmana rağmen neden tutuklanmadın? İlgili ilgisiz herkesin zindana atıldığı bir ortamda, Kurtuluş dergisinin önderleri Kızıldere’de katledilirken,  seni tutuklanmaktan kim kurtardı, açıkla bakalım?
Örgütün Ankara birimini, ölü ya da diri nasıl tasfiye ettin? Üstelik yakalanan yöneticiler, polise silahla direnip,  ser verip sır vermemesine karşın bu tasfiyeyi nasıl gerçekleştirdin?
İstanbul’da, ezeli ve ebedi ortağın MİT ajanı İbrahim Yalçın’ı seninle kim tanıştırdı?
Eylemden 4,5 saat sonra örgütü tüm birimleriyle, tüm yönetici ve komiteleriyle, adres ve malzemeleriyle, bilinen bilinmeyenleriyle, “kronolojik olarak”, tek tokat yemeden polise nasıl teslim ettin? Bu işin pazarlanma tarihin ne zamana dayanıyor onu söyle?
Bu itirafları zamanlama olarak eylem sonrasına ertelemeyi kim tavsiye etti? Örgüte son verme hamlesi saydığınız bu itirafları, ezeli iş ortağın MİT ajanı İbrahim Yalçın’la birlikte kimin talimatıyla yaptınız?
TKEP’e sığınman için kim yönlendirdi?  Ortağın MİT ajanı İbrahim Yalçın’ı TKEP’e sokarak TKEP tasfiyesini nasıl başlattınız? Bunlara cevap ver.
Bak zincirin halkaları tek tek yerli yerine oturuyor.
“Katil Muhbir” önünde iki itiraf daha var.
Birincisi; İlker Akman ve yoldaşlarına nasıl kıydığını anlatacaksın, ihbarı tüm detaylarıyla açıklayacaksın. (Okura bilgi olarak, o güne farklı açıdan bire bir tanık olan, İstanbul-Malatya seferleri yapan bir “otobüs muavini”nin sözlerini aktaracağım. “Katil muhbir”in rolünün nerede devreye girdiği daha açık olacaktır)
İkincisi; Ortağın MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın el yazısı itirafnamesinde ifade ettiği, MİT’le bağlantısına ilişkin, üç çelişik tarihi netleştireceksin.  
20 Ekim 1986’da MİT’e bağlandığını söylüyor ( İbrahim Yalçın el yazılı itirafnamesi sayfa 1.)
 Bu tarih ilk bağlantı tarihi değildir, yalanan söylüyor…
13-16 Ekim 1986’da MİT Sarı Vedat’a randevuyu biliyordu diyor ( Agy. S:7);
Bu tarih de MİT’le ilk ilişki tarih değil, yalan söylüyor…
“28 Ağustos 1986’da MİT’en 150.000TL aldım yola çıktım” diyor ( Agy.s: 9);
Bu da MİT’le ilk ilişki tarihi değil yalan, söylüyor… 
Bir de örgüte ilk geliş tarihi olan 28 Ağustos 1986’da 15 gün kalmasına rağmen, MİT’le ilişkisini gizledi? Bu ilk gelişinde MİT’e ne aktardı? Karşılığında ne aldı?
Soruyorum,
Ortağın ne zaman MİT’le ilişkiye geçti? Bunu onun adına sen açıklayacaksın. Çünkü bu işin organizatörü sensin.
Sonra,
MİT ajanı ve ”katil muhbir” olarak sizin, ne ananızı, ne bacınızı, ne de çocuğunuzu sorgulamayacağız.  İlgisiz hiç kimseyi, bu tartışmalara konu yapmayacağız.
Sizin ahlaksızlığınız size kalsın.
Bizim davamız, devrimci mücadeleyi ilgilendiren çabalardır. Geçmişi onurla taşıyanların geçmişlerine sahip çıkışı ve gelecek devrimci kuşaklara bunu aktarmasıyla ilgiliyiz. Çirkefleri size bırıktık.
Biri diyor ki, sık sık “son noktayı koydunuz” diyorsunuz. Ama bitirmiyorsunuz. Bu söz bize söylenemez.
Tekrarlarla, her tekrarı ayrı bir senaryoya oturtanlar gibi olmamak için, tartışmalara noktalar koyduğumuz doğrudur. Muhatap almak istemedik. Okurun ve tarihin kararına bıraktık. Ancak ahlaksız şebeke, zıvanadan çıkan yalanlarla yoluna devam etti.
3 yıl kesintisiz çırpındılar, sonuç almayınca iflaslarının kahrıyla karalama ve şaibeler devam ettiler. Bu nedenle, zaman zaman verilmesi gereken cevaplar oldu bunlarda bu cevapların bir parçasıdır.
Okur tüm detaylarıyla her şeyi okudu. Söylenenler bıktırıcı ve rezil tekrarlardır. Kamburunu örtmek isteyenlerin çabasıdır. Belgesiz, kanıtsız, alıntısız konuşanların iflasına tarih karar verecek. Biz bu tartışmaların temel belgeleri olan İtirafçının Polis İfadesini ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın el yazılı itirafnamesini ortaya koyduk. Onlarca el yazılı örgüt raporları, yorumları, mektupları yayınlanabilir kısımlarıyla okuru sunduk. Kimseyi belgesiz, kanıtsız, şahitsiz tanımlamadık.
Kişi, kendini, el yazısıyla nasıl tanımlamışsa öyle tanımladık. Adil olduk adil davrandık…

28 Ağu 2010

186. DOSYA İLKER AKMAN ve YOLDAŞLARINA NASIL KIYDIN...


“KATİL MUHBİR” ENGİN ERKİNER
İLKER AKMAN VE YOLDAŞLARINA NASIL KIYDIN…

Mihrac Ural
28 Ağustos 2010

“Katil Muhbir” Engin Erkiner yakalandı.
 10 soru sordum hepsi kanıtlı, belgeli ve şahitleri olan 10 soru.
Bu soruların en yenisi, Malatya Beylerderesi’nde İlker Akman ve yoldaşlarının katledilmesine yol açan muhbirin Engin Erkiner şerefsizi olduğunu açığa vuruyordu.
Süratle refleks verdi. İç dünyasındaki gerçek suratına yansıdı.
“Katil Muhbir”, itirafçı Engin Erkiner’di.
Soru benden gelmedi. Olayı yaşayanlar, olayın içinde olanlardan geldi.
Bu bir haykırıştı, suratına tükürerek “ihbarı sen yaptın” diyen İlker’in kız kardeşiydi. Şehit abisinin acısı üzerine, kızıyla sokağa atılarak da zulüm gördü. Ama o onurluydu Abisinin katili bir muhbirle yaşaması imkansızdı.
Gerçekle yüzleşmeye dayanamayan bu şerifsiz itirafçı Engin Erkiner, bir katil muhbirdi. Ne yapsa gerçekliğinden kaçamayacaktı. 34 yıl sonra gerçek gelip urgan gibi boynuna sarıldı.
 Katil muhbir, aynı anda cevap verme refleksi gösterdi, Suçluydu ve kimsenin bilmediği bir konuyu açığa çıkardığımızı anlamıştı.
İnkar edemedi. Böyle bir şey yok diyemedin, cevabi yazısı onu bir kez daha ele veriyordu.
 "Beylerderesi’ni ihbar mı etmişim…

Hayatımda Sivas’ın ötesine gitmedim ama bu da kabul…”
(Engin Erkiner)
Başka cevabın yok. Nasıl olsun ki?
Bunak adam sen kimi kandırıyorsun söyler misin?…
Sivas’tan öteye geçip geçmediğini soran kim?  Bırak demagojiyi şerefsiz katil, İlkerlerin yerini kime ve nasıl ispiyon ettin sen bu sorunun cevabını var?
“Sivas’ın ötesine” geçmemiş,  ihbar için Sivas’ın ötesine geçmek gibi bir zorunluluk mu var?
 Saptırma, soruya cevap ver … İlkerlere nasıl kıydın…
İlker Akman’ın kız kardeşini ve ondan olan kızını Beylerderesi katliamından sonra neden boşayıp, sokağa attın?
İlker Akman’ın kız kardeşi suratına tükürerek “katil muhbir” dedi mi denmedi mi?
”Abim İlker’in ve arkadaşlarının katledilmesine yol açan ihbarı sen yaptın” dedi mi  demedi mi?
Sen bu soruya cevap ver.
Eveleyip geveleme…
Bu insafsız ihbar zulmünün ardından Ankara örgüt birimini ölü ya da diri tasfiye ederek İstanbul’a geçtin.
İstanbul’da MİT ajanı İbrahim Yalçın’la tanıştırıldın ve Topyekun örgütü tasfiye eden 19 Ağustos 1977 itiraflarını, kendi deyiminle “kronolojik olarak” verdin.
TKEP’li oldun, ne tesadüf ki yine MİT ajanı İbrahim yalçın’la birlikte oldun; TKEP tasfiye oldu.
Ömrünün yarısı, 28 yıl TKEP’li olmana rağmen, ortağın MİT ajanıyla birlikte polis organizesi ikili olarak, Acilcileri dilinize dolamaya başladınız. Özel Harp dairesi yöntemleriyle karalama ve şaibe yaratarak devrimci zihinleri kirletmeye yöneldiniz.
Bunlar tesadüf değildir, olamaz da.
 Nerede olduysanız orada bir tasfiyecilik oldu, orada kirlilik ve şaibe oldu…
“Katil muhbir” artık açığa çıktın, sulandırarak gerçekten kaçmaya çalışacağını biliyorum bunun için, “Müptezel itirafçı Engin Erikner, alttaki soruları okuyunca sulandırmaya girişecek. “Kızıldere katliamının muhbiri de bendim” diyecek. Ama sulandıramayacaktır; İtirafçı Engin’in polis ifadesini okumak bu konuda yeterli bir fikir verecektir (Bkz. 1. DOSYA. POLİS İFADESİ). “ dedim.
Beni yanıltmadın, aynıyla bunu yaptın; seni senden daha iyi tanıyorum bunu kabul et ve demagojilerle kurtulacağını sanma…
“Kızıldere”, “Mustafa Suphi”… Öyle mi? Dinle ve beynine iyice kazı, ne Kızıldere ne Mustafa Suphi seni kurtaramaz artık.
Korku ruhunu sardı değil mi?...
Ortağınla kirliliğe alışmışsın, hayatını devrimci mücadeleye adamış, ser verip sır vermemiş insanları kirletmek kolay sanıyorsunuz değil mi?
Genç devrimci insanlara ve geçmiş algılara zarar veriyor diye cevap vermemeye çalıştık, zıvanadan çıktınız öyle mi? Yumurta fabrikası gibi yalan senaryolar üreterek, akıl zoru ithamlar yapmak koyla değil mi? Bekleyin bakalım daha neler göreceksiniz.
“Katil muhbir” Engin,
Sen ki, insanlara çamur atan, şaibe yaratan, ilgisiz insanları tartışmalara karıştıran, hiçbir ahlak kuralında olmayan aileleri kirletmeye çalışan, isim ve adresler vererek Doğu Perinçek özentisi muhbirlik yapan bir insansın. Bunlar sicilinde mevcut.
Ancak bu kez, bu da değil, öyle bilgiler elimize geçti ki, bunlar seni oyacak Engin oyacak… Hem de nasıl oyacak.
Ortağın MİT ajanına laf söylemeye tenezzül etmeyeceğim.  O bir MİT ajanıdır. Bu kadar.
MİT ajanları asla muhatap alınmaz…
O ya da onun adına sen, MİT’le ilişki tarihini açıklayın. Net tarih…
İbrahim Yalçın bunu örtmek için, el yazılı itirafnamesinde üç çelişkili tarih vererek bulanıklık yaratmaya çalışıyor ve susuyor.
Orta-doğuya, Örgüte ilk gelişi olan 28 Ağustos 1986 tarihinden sonra 15 gün kalıp ülkeye tekrar gitmişti. Ancak örgüte, MİT’le ilişkisinden hiç söz etmemişti. İkinci kez 20 Ekim 86 sonrası geliyor. Başka MİT ajanlarının yakalandığını görünce itiraf etmek zorunda kalıyor. Ancak MİT’le ilişki tarihini hep gizliyor. Soruyoruz susuyor.
Sorumuza yanıt vermiyor çünkü o da senin gibi kendi el yazısıyla bir kez daha yakalandı.
Bataklığınıza bulaşmış iyi niyetlilere de seslenerek, tekrar soruyorum;
İbrahim yalçın MİT’le  ne zaman irtibata geçti?
Tam tarih bekliyoruz.
Eveleme geveleme değil…
Bu soru her şeyi ortaya dökecek, aranızdaki kirli geçmişi de ortaya serecektir.
Bunun için cevap veremiyorsunuz, ortağınızı cevap vermesi için zorlamıyorsunuz.
Çünkü birbirinize çok benziyorsunuz.
 Bunu geçelim.
Türkçe sinemaskop film senaryolarına parmak ısırtacak yalanların müptezeli olduğunu bu tartışmalarda herkes gördü. Bir önceki yazıda ortaya attığın şaibeyi bir sonra ki yazında kanıt göstererek yaptığın ahlaksızlık artık kimseyi aldatmayacak kadar açık oldu.
Hayatın boyunca siyasi olamadın, hep müptezelce yazılarla oyalandın. Sana ait tek bir siyasi soyutlama gösteremesin, çünkü hep başkasının aklına muhtaç oldun, ezberlediğin dergi kırıntılarıyla geçindin. Hiçbir örgütte kalıcı olamadın çünkü görevliydin. Hep MİT ortağınla buluşmanın sırrı da buydu. Sen çirkin bir “katil muhbirsin” artık bunu açığa çıkardık…
Şaşkına döndün değimli ahlaksız muhbir.  
34 yıl sonra, suratına bir şamar gibi katil muhbir olduğunu, kanıtlarla seni ortaya çıkardık.
Sen İlker Akman ve yoldaşlarının uğradığı katliamın muhbirisin, bu artık ensene bir kılıç gibi binmiştir. Boynun bundan kendini kurtaramayacaktır.
Sen ve ortağın MİT ajanı İbrahim Yalçın’ı Allah bile elimizden kurtaramayacak. Bekleyin de kaderinizi görün.
Bir onurlu direnme örgütü THKP-C (Acilciler)’e, şehitleri ve değerlerine karşı zalimce dil uzattınız. Emekleri, direnmeleri, fedakarlıkları ayaklar altına almaya çalıştınız. 28 yıllık TKEP’li olduğunuzu bile unutarak, kirlilik ve şaibe yaratmaya çalıştınız. 3 yıl kesilmeden yaptığınız karalamalar sonuç alsaydı, devam etmenize gerek kalmazdı; yalanla, yalan kurgularla bir yere varamadınız. Ömrünüzü bunlarla tüketseniz de varamayacaksınız.
Sendromlarınızın esiri olmuşsunuz. Devlet adına görevli olarak şaibe yaratıyorsunuz çünkü şaibelisiniz. Size böyle bir kader yazıldı, bu durumunuz sizinle mezara kadar gidecektir. Kirliliğinizle yok olacaksınız.