1 Mar 2011

221. DOSYA
ÜÇÜ BİR ADAM ETMİYOR


Bir itirafçı, bir MİT ajanı, bir joker üç maymun her biri yarım adam. Yarım adamların toplamı hiç bir zaman bir adam etmiyor.

İtirafçı Enginin "katil muhbir" olduğu kesinleşti, herkes filmin karelerini 19 Ağustos 1977'den itibaren  gerisin geriye sarsın. Örgütü polise teslim ettiği andan,  İlker Akman ve arkadaşlarını ihbar ederek katlettirdiği ana kadar. Daha ötesi de var. 12 Mart kovuşturmalarından bu itirafçıyı kim sıyırdı, onun sorgusu yeni  başlıyor. Her şey çıplak görülecektir. Bu adamsadece itirafçı değil ayrıca da "Katil muhbir"dir. MİT ajanıyla bu gün de bir arada olmalarının başka bir anlamı yoktur.

MİT ajanı İbrahim Yalçın, el yazısıyla itiraf etti; MİT'ten 150 000 TL alarak örgütümüzün 1. Kongresini ihbara etmeye gönderilmiş. Ama ötesi var. MİT'le ne zaman çalıştığını gizliyor bu sorunun cevabı bekleniyor. Püf noktası burada. Her şeyin evveli ve ahiri bu sorudadır. Bu ajanın sırat köprüsü de burasıdır.

İbrahim Yalçın polisliğe devam ediyor.

Joker Haydar'ı bir şey söylemeye değer görmüyorum. Adam olmayana bir baytlık bir çaba bile gereksiz.


Üçü bir adam etmezken, herzamanki polisiye yöntemle yoldaşı yoldaşa kırdırmaya çalışıyorlar. Önceki oyunları suratlarında bir tokat gibi patladı. Şimdi de Tacettin Sarı yoldaş adından medet umuyorlar. Etmedikleri söz, yapmadıkları karalama kalmayan bu yoldaşın adını kulanmaya çalışıyorlar. Tacettin Sarı'nın  mesajı kısa ve öz, iki cümleden ibarettir, "itlere iletilir";

 "İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın ahlaksızları bir polis organizesi olarak yüzleri açığa çıktıkça yaptıkları yalan kurgularda boğulmaya devam ediyorlar. Yaptıklarının hesabını ayaklarından asıldıkları zaman daha iyi ödemiş olacaklar. TKEP sığınmacıları bu şerefsizler, Acilcilerin sert tokatları suratlarına bir tükürük yağmuru olarak yağıp, patlamaya devam edecektir."





Mihrac Ural
1 Şubat 2011


Artık yazılarını, üçü aynı anda alt alta imzalamak zorunda kalıyorlar. Tek tek inandırıcı olmadıkları  açığa çıktı.

Polis şebekesinin yalan kurgu senaryolarına sığınmaktan başka çareleri kalmayınca  bu yöntemi deniyorlar. Başkası adına, yalan kurgularla yazma aptallığının kaçınılmaz sonu budur. 

İtirafçı Engin Erkiner, MİT ajanı İbrahim Yalçın Özel Harp Dairesi yöntemleriyle yalan üretimine devam ediyor.

Uzun bir süre MK üyesi Salih Hoca'dan medet umdular. Yoldaşa tek söz bile söylemediler, "yumuşakça" davrandılar, kışkırtmaya çalıştılar. Olmadı.

Salih hoca, suratlarına öylesi tokat aşketti ki, neye uğradığını şaşırdılar. O, Mihrac Ural'la birlikte başladığı devrimci mücadeleye, birlkte paylaştığı devrimci değerlere bağlıydı. Cevabı ağırdı, bunu ilan etti. Halkımız için her şeyimizi özveriyle sunduk bundan sonrası da hep oöyle olacaktır dedi. Hainlerin, itirafçıların, ajanların  karanlık emellerini bir kez daha deşifre etti. Kısaca örgüt tarihini onlara anlattı, örgütünü değerlerini savundu.

Yıkıldılar, küfrün her türünü savurmaya  başladılar. Yoldaşa akıl zorlaması yalan kurgularla çamur atmaya kalkıştılar;  salih yoldaş o sakin haliyle tekmesi pek duruşuyla  gerçekleri haykırdı ve iflas etmelerine yol açtı. Her birine hakkını verdi elinin tersiyşle itti.

Karanlık amaçlar ve karalamalar bu adamların işiydi. Ne siyaset ne mücadele ne örgütlenme  ne ülke diye bir dertleri yoktu bunun için kukla olmayı tercih ettiktlerini ortaya koydu. Muhat alınmaz düzeyde çirkin insanlarla işim yok dedi. Bitirdi.

MK üyesi Zafer yoldaştan hiç bir zaman umutlu olmadılar ama yine denemek istediler. Çağrı yaptılar. Vicdanına hitap ettiler. O da cevap verdi. Öyle bir cevap ki, ruhları sarsıldı. 1979 Konya cezaevinde tanışıp mücadele birliği içine atıldığı günden bu güne Mihrac Ural yoldaşıyla omuz omluza olmaya devem ettiğini bunun devrimci bir duruş olduğunu onur ve gurur duyduğunu söyledi.

Bir kez daha yıkıldılar. Şaşkınlık içinde idiler. Zafer yoldaşı karalamak için yerin altından bahane üretip yalan kurgulara yöneldiler. Akıllara ziyan ithamlara başladılar. Özel harp dairesinin elemanları olarak her çirkefi dillerine dolayıp saldırdılar. Ama faydasızdı. Zafer yoldaş bu örgütün emektarı, MK üyesi  özverileriyle  dik duran biriydi. Bunları muhatap almayı bile gerek görmedi kısaca yazdı ve susturdu.

Dikkat edilirse bu güne  kadar bu örgüte ihanet etmiş, kaçmış kendileri gibi TEKP'e sığınmış olanlar dışında kimseyi bulamadılar. Üstelik buldukları da kaçkınların % 1 bile değil. Bir elin beş parmağı bile olamadılar.

Kendi aralarında ise MİT ajanına sorduğumuz sırat köprüsü sorusuna cevap bulamadılar. "İbrahim Yalçın MİT'le çalışmaya ne zaman başladın ?" sorusu hep açıkta kaldı.

Cevap veremezlerdi, cevapsız soru ortada duruyor hala. Zira verilecek cevap onları da MİT ajanının bir kuklası  olduklarını göstercekti.Korku dağları bürümüş kaçıp duruyorlar ama elimize düşmekten kurtulamayacaklar; örgüt olarak söz verdik, ayaklarından asılı haleriyle netten canlı yayın yapacağız. Sanal örgüt o an somut örgüt olduğunu gösterecektir. Çoğu gitti azı kaldı...

İtirafçının sıkıntısı açığa çıkan katil muhbirliğiydi. İtirafçılık hafif kalmış anlaşılan. Önsöz de yazdı ama yetmez ötesini talep edeceğiz, ihbarı nasıl yaptı bunu açıklayacak er ya da geç.

"Puşt oğlu puşt" (kendi sözü) İtirafçı Engin'in Malatya Beylerderesi katliamının muhbiri olması bardağı taşıran son damlaydı. Bunu kendi tepkileriyle de ispat ettik. Karsı İlker Akmanın ablası "İkeri ve arkadaşlarını ihbar eden katil muhbir sensin" diyerek suratına tükürüp boşamıştı. İtirafçı, ağır bir kriz geçirdi. İşi boşanma tarihi, boşanma süreci tartışmalarıyla sulandırmak istedi, ama  olmadı. Refleksler siyasetin psikolojisini dile getiriyordu.

Son numara ise açıkça yazıdığımız gerçekleri sanki kendileri bulmuşlar gibi kullanıpyalan senaryo üretme taktikleridir. Üçü bir araya gelip altına imza attıkları yalan senaryoları artık böyle üretecekler. Birinin imzası güven vermiyor, üçü bir arada olacak zavallılar Sıfatlarını unutmuş, yalan kurgularla senaryo yazıp insanları bir birine düşürebileceklerini sanıyorlar.

Bu kez can simidi Tacettin Sarı. Teccettin Sarı yoldaşın, Mehmet Yavuz'la yaptığı konuşmayı özberleyip, sanki birileri onlara vermiş gibi yeni bir senaryo yazarak piyasaya üçlü imzayla servis ettiler. Hani o "internet operasyonu" üflemesi var ya aynen onun gibi. İşleri bu polisiye oyunlar. Bir de "Tacettin'in kardeşi Kürt Hüseyin" olduğu uydurması... Yalan kurgunun sonu budur. Umutları Taccetin Sarı 'da, bu iyi bir aşama. Bir son çırpınış. Tacettinin tokatı da öyle olacak.

Sarhoş olmuşlar kayalara vuruyor  başları...

Tecettine aktardım, "bu hale düştüler demek ki" dedi. "Suratlarına tükürdü, MİT ajanı ve itiraffçıdan başka ne beklenir ki dedi. Bunlar milliyetçi birer köpektir, düşmanlıklarının merkezinde  karanlık kinler bulunuyor, çırpınışları muhatap alınmaya değmez " dedi. "Onurlu yaşadım onursuzları muhatab almam" dedi. "Şerefsizleri kim okuyor ki,  bu oyunlarla kimi ikna edebilirler ki, rezil hele geldiklerinin farkında değiller mi? " dedi. "Kardeşi kardeşe, yoldaşı yoldaşa kırdırmak için yaptıklarını yanlarında asla bırakmayacağız" dedi ve sonuçta;

 "bu itirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın ahlaksızları bir polis organizesi olarak yüzleri açığa çıktıkça, yaptıkları yalan kurgular da boğulmaya devam ediyorlar. Yaptıklarının hesabını ayaklarından asıldıkları zaman daha iyi ödemiş olacaklar. Bu TKEP' sığınmacıları Acilcilerin sert tokatları suratlarına bir tükürük yağmuru olarak yağıp patlamaya devam edecektir." diye sözlerini bağladı. Bu kadarı yeter,  bu tokat ta kara  hanalerine yazılsın....   

Okur önemli bir şeyi bilmeli, bu MİT ajanı İbrahim Yalçın, yalan kurgular üzerine senaryo yazmak üzere MİT'ten eğitim aldığı kesin. bu günde aynı işi sürdürdüğü açık.

3 yıl değil 300 yıl da geçse yapabileceği tek şey, yalan kurgu üzerinde yazmaktır. Buna işi derler. Kin değil iş...

Yanılmıyoruz, herkes işini yapıyor...

Tekrar ediyorum, bu polis organizesinin yazılarının tıklanma sayısı 150 bile değil. Bunun için, sitelerinin sol ikonunda, "Bütün yazılar" butonuna taklayın, orada her yazının kaç tıklama aldığını göreceksiniz. Tıklama demek okuma demek olmadığını ayrıca hatırlatmamam gerek yok...

Adamlar altı üstü bu kadarcık.

Artık siyasi yazılarını sormayacağım çünkü yazma kabiliyetleri yok. Düzeyleri perişan, ilkel takıntılarla bu günün siyasi ilerlemesi karşısında tökezlemiş bulunuyorlar. Polis organizesi olanlar siyaseti de takip edemez. Bu çirkinlik uzun süre yerinde duran çöplüğün  kesif kokusudur, lağım suyudur.

Yazılarımız altında imzalarımızla kendi siyasi evrimimizi ortaya koyuyoruz. Eleştirmek düzey ister, onların işi değil, bu onları bir kaç gömlek aşar. Okur, yazılarımızı karşılaştırsın, aradaki uçurumları kendi kendine görecektir. Bizim bir şey söylememize gerek yok.

TKEP'e kaçanları bile bir araya getiremeyen bu soysuzlar, mücadelenin her alanına gücü oranında örgütlü olarak koşan devrimcilerin azmi altında ezilmekten başka şansları olmayacaktır.

Kullandıkları yöntem çok basit. Kişiler adına yalan söylemek, "kimse inananmasa da  kafalar bulansın bu da yeter" diyorlar. Bunlar sorumsuz insanlar, görevleri budur. Ama bu çırpınışlar kendilerine ne bir benzer oluşturuyor ne de sırtlarındaki kamburu örtecek bir örtü veriyor.

Üçü alt alta toplanmalarına rağmen bir adam bile etmiyorlar.

Ne demiştim, yaraları akıllarından büyüktür.

Ne demiştim, yarım adamlar  bir yere yama olmaya mecburlar

Ne demiştim, adam değiller sözlerinin arkasında durmayacak kadar ödlektirler.

Ne demiştim, her kapışmada ağır bir yenilgiye uğradılar, Kongrede alkıştan ellerini patlattılar, çünkü işleri  ihbarcılıktı gizlenmek istediler.

Acilcilere gelince, halkının hak ve talepleri uğruna bir direme örgütüdür. Bu ülkenin yerlisidir, orijinaldir bağımsızdır mücadeleye ülkemizin her köşesinde  emekleriyle katkı yapmkaktadır.

Acilciler, yeni kadrolarıyla, öncü militanlarıyla sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor. Bu örgüte emeği geçen her yoldaş adına, tarihine ve değerlerine sahip çıkıyor.

Karanlık adamlar, karalamalarla yaşamaya mahkumdur, görevli olmanın kaçınılmaz tecellisi de budur.

20 Şub 2011

NEBİL'İ KULLANMAK -2-

223. DOSYA

NEBİL’İ KULLANMAK -2-


Mehmet Yavuz

20 Şubat 2011



Mihrac Ural’ın notu:
20 Şubat 2011


Mehmet Yavuz, bir itirafçı ve bir MİT ajanından oluşan malum muhbirler çetesini çok iyi tanıyor. Bu nedenle ayrıntıda yalanlarını çıkaracağından emin olarak yazdıklarını inceliyor. Gerçekleri de buluyor ve o ahlaksız, utanma bilmez suratlarına şamarı patlatıyor.

Cephe sayı 3-4’te (1981-1982) yayınlanan “KÜÇÜK BURJUVALAR KOMÜNİSTLERİ DE ÖLDÜRÜR” başlıklı imzasız yazı, T.K adlı bir yoldaşın olabilir. Yazı Nebil Rahuma sevgisi ve ölümüne duyulan hüzünle dolu. Bir Nebil savunusudur. Nebil’in katilleri belli, Nebil ile Ali Çakmaklı’nın ölümü arasında bir haftalık bir süre bile yok. Ali Çakmaklı öldürüldüğünde Nebil Adana’daydı. İstanbul’a geçer geçmezde katilleri tarafından gözaltına alınmıştı. MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın, Nebili bu arada görmüş olmasının ihtimali de yoktur. Zaten önceki yazılarında Nebil’le görüştüğü tarih olarak, Ali Çakmaklının ölümünden önceki tarihti. Balans ayarları yapmasına rağmen, bu durumu düzeltemedi. Nebil, örgüt haberi olmadan bu MİT ajanının HDÖ’den alıp nereye harcadığı belli olmayan 2 kg altın nedeniyle katledildi. Başka bir “geçerli neden”(!) de yoktur. Bu neden de sadece, bu tür aptal katil sürüsünün gerekçesi olabilirdi.

Nebil’in katledilmesinin tek nedeni MİT ajanı İbrahim Yalçın’dır.

Bu nedenle, Cephe’de yayınlanan yazıyı, gerekçesi ne olursa olsun Nebil’in öldürülmesine karşı duyulan tepkiyi dile getiren bir yazı olarak okumak gerekli. Bunu kim yazmış olursa olsun bu duyguyu ortaya koymakta. Bir belge değil, bir anma, bir sahiplenme yazısı olarak kaleme alınmıştır. Nebil konusunun ayrıntıları, belgeleriyle yeterince ortaya çıktığını herkes biliyor.

 Ancak sorun bu değil. Nebil’in katilleri belli olmasına rağmen, onları atlayarak Mihrac Ural’a saldırı yapmak için kör gözle yapılan bu çırpınışlar, sadece kin olarak görülemez derim. 3 yıldır aralıksız süren bu çaba mutlak olarak bir görevdir. Bunu anlamak için aylardır sorduğumuz basit bir soruya cevap vermemek için fare gibi kaçışını izlemek yeterlidir.

İbrahim Yalçın, sorumuza cevap veremez de. Sorumuzu, tekrarla okur için buraya aktarıyorum; ”İbrahim Yalçın, MİT’le ilişkiye giriş tarihin üzerine, 12 sayfalık el yazılı itirafnamende üç ayrı tarih veriyorsun. Üçü de çelişkili tarihler. Bir şeyleri saklamak için karışık tarihler veriyorsun, oysa senden istenen, gerçek ilişki tarihidir. Bu tarih nedir ? MİT’le ne zaman ilişkiye girdin, tam tarih nedir? Onu ver”
Sırat Köprüsü sorumuz işte bu kadar. Bu soruya cevap vermemek için kaçıp duruyor. 6 aydır soruyoruz ve peşindeyiz. Sorumuza cevap vermemesinin nedeni de örgütümüze yapılan sızma ve bunun yaptığı tahribatın açığa çıkacağı gerçeğidir. Bu nedenle cevap vermiyor, veremez de. Çünkü İbrahim Yalçın MİT’le ilişkisine, yani baştan beri sürdürdüğü göreve devam ediyor.
Bu, gerçek kendi el yazılı belge ve kanıtıyla ortaya konmuştur.

(bkz. http://acilciler-thkpc.blogspot.com/  55. 57. 179. DOSYALAR)

MİT ajanı benim için hiçbir zaman muhatap olunmayacak bir halayıktır.  O, gününü beklesin o kadar.

Bu çirkin tartışmaları takip eden ilgili okura ayrıca hep sordum.

MİT ajanı İbrahim Yalçın 40 yıldır doğru ya da yanlış bir tek
siyasi yazı bile yazmamış. Bu adamın devletle sorunu hiç olmamış belli, bu nasıl olur ?

 Birisi de bunu izah etmeli…

Birlikte Mehmet Yavuz’un yazısını okuyalım.



NEBİLİ KULLANMAK -2-




Kin ve düşmanlık kavgasında Nebil'i kullanmayı bir yöntem olarak benimseyen İbrahim Yalçın, sözüm ona belgelerle iddialarını kanıtlamaya çalışıyor.

İddiaların lafta kalmayıp belgelerle desteklenmesi saygı duyulacak bir yaklaşım. Bu anlamda İbrahim'in '' 81 aralık-82 ocak tarihli Cephe dergisinin Sayı 4-5 ve 10.sayfa'da yayınlanan Mihrac URAL'ın yazısını oldugu gibi aktarıyorum '' sözleriyle belge yayınladığını görünce, ne yalan söyleyeyim bayağı heyecanlandım.

İbrahim, yayınladığı 81 Aralık ve 82 Ocak tarihli Cephe dergisindeki yazılarla neyi kanıtlamaya çalışıyor ? Ali Çakmaklı'nın Mihrac tarafından öldürtüldüğü, Nebil'in de Ali'ye misilleme olarak infaz edildiğini..

İddiası büyük: Mihrac, bu durumu kendi yazısıyla ilan etmiş diyor..

Dergide yayınlanan yazıların altında, malumunuz olduğu üzere herhangi bir isim yok. Lakin İbrahim; bu yazıların Mihrac tarafından yazılmış olduğunu iddia etmekten de öte kabul ediyor..

Hep söylüyorum; her bilgiyi kin duyduğunuz kişiye ulaşmak için saptırırsanız, tarihi gerçekleri deforme edersiniz..

Yeri gelmişken bir hususu da hemen belirteyim; ben hiç kimsenin avukatı değilim.. Lakin gözüme çarpan yalanları ifade etmeyince de; geçmişten gelen sorumluluk duygularıyla rahatsızlık duyuyorum..

Evet, İbrahim'in yayınladığı belgeleri okudum. Ama ben 1982 Ocak tarihli yazının Mihrac tarafından yazılmamış olduğunu anlıyorum...

Nerden mi ?

Belgenin içeriğinden.

Dikkatli okuyucunun gözünden kaçmamıştır. Yayınlanan yazıda aynen şu ifade var:

'' ..Cesedin başında sabaha kadar oturup ağlamışlar. Olayın şokundan aylarca eve kapanıp yas tutmuşlar. BEN DE OLAYIN ŞOKU ALTINDA KALDIM. ÜÇ AY YAS TUTTUM. NEBİL BENİ DE YETİŞTİRMİŞTİ... ''

Sanırım bu tümce, İbrahim'in dikkatinden kaçmış..

Çünkü böyle bir söz, Mihrac'a ait olamaz... Kaldı ki o dönemin tanığı olan herkes Mihrac'ın Nebil tarafından yetiştirilmiş olmadığını bilir.. Yani gerçek olan, bu ifadenin tam tersidir.

İbrahim'e önerim; yayınlayacağı belgeleri daha dikkatli okumasıdır.

19 Şub 2011

NEBİL'İ KULLANMAK

222. DOSYA

NEBİL’İ KULLANMAK


Mehmet Yavuz
19 Şubat 2011





Giriş yerine
Mihrac Ural’ın notu (19 Şubat 2011),



Mehmet Yavuz yine ince sorular sormuş. Nebil Rahuma yoldaşı kullanmak isteyen ahlaksızlara sert tokat vurmuş. Nebil’i ikiyüzlü bir ahlaksız haline getirmek isteyen MİT ajanına gerekli dersi vermiş. Bu dosya bu konuyla ilgilidir.

Bir yalancının çehresini ortaya sermiş. Ama ben bu sorular yerine “Sırat Köprüsü Sorusu” sorulmalıdır diyorum. Bu soru yeter de artar…

Nebil yoldaş mevzusuna girmeme hiç gerek yok. Bu konuya belgeleriyle ortaya koyduk: Nebil bizim yoldaşımız, bizim bir parçamız bu köpeklerle uzak yakın bir ilişiği de yoktur. Devrimci olduğu günden şehit olana kadar benim ekibimin bir militanıydı. İlişkimiz firari koşullarda kopuk olduğu zamanda gerçek bundan ibarettir. MİT ajanı bunu karartmak için yaptığı hokkabazlıklar ise sadece komiktir.

MİT ajanı İbrahim Yalçın’ı artık herkes biliyor, yalancılığıyla, düşkünlüğüyle, ahlaksızlığıyla MİT ajanı Şahin kod adıyla. Bilmeyen yok. Çünkü ispat kendi el yazısıyla  bir itiraf olarak belgeli bir şekilde kondu ve bu bitti: Ama ben ötesi var diyorum….

Bunu da yine belge ve kanıta dayandırarak dile getiriyorum. Mehmet Yavuz, sorularıyla bu çirkin şebekeyi yerden yere vurup durdu. Bu yazısında da ağır bir şamar vurdu. Ama ben ötesi var diyorum. Israrlıyım, aylardır soruyorum cevap vermiyor, sorumu görmemek için parmağının arkasına gizlenip duruyor. İçi dışı zıngır zıngır titriyor.

 Bu nedenle soruyu ortaklarına sordum. Şerefleri varsa cevap verme cesareti gösterirler. Hayvan değil de insan iseler, sorumu cevaplarlar en azından yorumlarlar.

İddiayla söylüyorum MİT ajanı İbrahim yalçın soruma cevap veremez, ortakları da veremez, Zira tümü aynı potada ne pislik içinde oldukları anlaşılacaktır.

MİT ajanı İbrahim Yalçın, bu örgüt tarihinde gelmiş geçmiş en yalancı bir ahlaksız oyuncudur. Utanmazlıkta akıl almaz bir pervasızdır.  Bu konuda bizim bir şey söylememize gerek kalmadan kendi el yazılı itirafnamesinde kendini açıkça nasıl tanımlamışsa ona öyle hitap ettik. Kendimizden hiçbir şey katmadan.

Ancak bununda ötesi var dedik. İşte belge işte kanıt diye sorumuzu sorduk. Bu ahlaksızın MİT ajanı olduğunu biz iddia etmeden kendisi açıkça dile getiriyor. Kendi el yazısıyla bunu ortaya koyuyoruz.

 İşte el yazılı kanıt;

“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)
Şimdi düşünün bir, adam bunları kendi eliyle yazdıktan sonra hangi yüzle başka insanlara karalama yapabilir, bir insan bu kadar ahlaksız, bu kadar suratsız, bu kadar zıvanadan çıkabilir mi?

Üç yıldır örgütümüze karalama yapması, ser verip sır vermeyen insanlara saldırmasının bir görev olduğunu söylemek yanlış mı?

Ancak bunun da ötesi var.

Sırat köprüsü sorusunda yatan bir gerçek var, onun peşinde olacağız her daim ( bu şebekeyi ayıracak vaktim yok, bildiğiniz gibi Mısır devrimi ve ülkemiz üzerin yazdığım dizi yazlarla ilgileniyorum. Bu MİT ajanı, hayatı boyunca ve şu ana kadar, 12 eylül faşist rejimi dahil, devlete karşı tek bir satırlık yazısı olmadığını tekrar hatırlatırım. Siyasi tek bir satır yazısı olmadığını tekrar hatırlatırım. Bu durum, çok ilginç değimli? 35 yıldır tek bir siyasi satırı olmayan, MİT ajanı olduğunu itiraf eden biri devrimcileri saldıracak ve bunu akıl almaz bir yalan pervasızlığıyla sürdürecek. Burası Türkiye burada her şey mümkün…).

Bu MİT ajanı, sorduğum soruya cevap vermemek için fare gibi kaçıp duruyor. Sorumuz basit. basitçe  soru soruyoruz;

İbrahim Yalçın, kendi el yazınla üç ayrı tarih vermişsin üçü de yalan, MİT’le ne zaman ilişkiye girdin? Net tarih ver.

Bu soruyu sormamıza yol açan, tek tokat yemeden kendi el yazısıyla yazdığı itirafnamesidir. Vereceği tarih sadece bizim için değil Türkiye devrimci hareketi için de çok önemli. Bu adam örgütümüzü katılmadan önce de sonra da TKEP’li olduğu zamanda MİT ajanıydı. Bunu devrimci harekete sokuşturan da İtirafçı Engin Erkiner’dir. Şimdi de ikisi ortak olarak devrimcilere saldırmaktadırlar.

Ama vermeye cesaret edemez, Bana göre de cevap veremez: Çünkü bu sorunun cevabı onun boyunda asılacak bir yaftadır.

Sorumuz, her türlü ön yargılardan, hasım iddiası olmaktan arınmış ve tamamıyla kendi el yazılı ifadesine dayalı bir sorudur.

Anılarını anlattığı yalancı pehlivan tefrikalarının 31 ve 32. Bölümünde onu kimin Suriye’ye gönderdiğini neden gizlediğini sormak bile yeterlidir. Bunu anılarından neden silmiş onu bir açıklasın okura.

150. 000 TL alarak örgütü ihbar etmek üzere Suriye’ye gelişinde MİT’in bu ahlaksızdan neler istediğini, kendi el yazılı itirafnamesinde tek tek yazmış. Ama nedense anılarında bundan hiç söz etmiyor. Edemez, çünkü her şeyi ortaya çıkar ortaklarının da çehresi belli olur. Bir de işine devam eden bir MİT ajanı olarak bu açıklama işine gelmez.

Bu soruyu aynı zamanda, bu adamla ilişkili olan herkese, elini vicdanına koyarak belgeleri, kanıtları okuyup bir düşünce ve karar varsın diyoruz.

179. DOSYA’da bu konuya çok kısa ve net şu şekilde ortaya koydum.


“MİT’le NE ZAMAN BAĞLANTI KURDU
Üç tarih veriyor.
El yazılı belgesinin ilk cümlesinde “20 Ekim 1986 tarihinde” yakalandım diyor.
 MİT’le bu tarihten itibaren ilişkiye geçtiğini söylemeye çalışıyor. Bu tarih 1. Kongremizin hemen öncesi (1 ay öncesi) bir tarih. Yani, ilişkiye geçmesinin hemen ardından, gelip örgüte “açıklama yaptım” demek istiyor. 
Birinci tarih; 20 Ekim 1986
Ancak el yazması itirafnamesinin 7. sayfasında, 20 Ekim 86’dan öncede de MİT’le ilişkide olduğunu ifade ediyor.
“Ben ADANA’ya MİT’e döndüğüm de Sarı’yı gördüğümü beni kongreye götürmek için geldiğini. 13 ve 16 Ekim’de ANTAKYA PTT’si önünde saat 14.00de buluşacağımızı bildirdim” (İbrahim Yalçın İtirafnamesi s:7) Diyor.
İkinci tarih: 13-16 Ekim 1986.
Satılmış adam anlatmaya devam ediyor. Bu anlatım içinde MİT’le birlikte örgüte karşı kurguladığı senaryoları ve alternatiflerini Kipti şecaatiyle arz ediyor. Sonuçta meşhur cümlesini söylüyor:
“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)
Üçüncü Tarih: 28 Ağustos 1986.
Bu tarihlere bakınca “20 Ekim 86 tarihinde” yakalandığı iddiasının yalan olduğu ortaya çıkıyor. 28 Ağustosta 86’da para alıp geldiğine göre (15 gün kaldığı ilk gelişi) bu ilişki daha eskilere dayanıyor olmalı. Ancak bunu örgüte açıklamıyor.
MİT görevlisi olarak ilk gelişini yaptığında her şeyi örgütten gizleyip, bilgi toplayarak dönüyor. “Üzerimde yakalandı” dediği bilgileri eliyle MİT’e verip karşılığında ne almışsa alıyor.
İkinci gelişi 20 Ekim 86 tarihinden sonra gerçekleşiyor. Bu kez daha kapsamlı bir görevle dönüyor. Kendinden emin görevini yapabileceği umuduyla Kongre’nin yapılacağı merkezi alana geliyor..
Satılmış adam oyuna devam edecekti. Ama beklemediği bir gerçekle yüz yüze kaldı. İstanbul MİT’i kanalıyla Adana MİT’nin organize ettiği Süleyman Uğur adlı ajan, örgüt tarafından yakalanmış, sorgusu yapılmıştı. Adana ve Antep MİT’inden gelen Aydın Ocak adlı MİT ajanı da tam bu arada yakalanmıştı. İbrahim Yalçın bunu öğrenince diz bağları çözülmeye başladı. İlmik boynuna girecek bu açıktı.
Süleyman Uğur (Cengiz) ifadesinde ısrarla, “birileri daha var” diyordu. “Bana ilişki vereceklerdi ama güvenmediler bunun için Kongreye gelen diğer ajanların kim olduğunu bilemedim”.  diye ısrarla tekrarla söylüyordu. İbrahim Yalçın bu ifadelerin kendisini kapsadığını hissetmişti. Sonrası çorap söküğü gibi geldi.
Bu oyunu uzun süre sürdüremeyeceğini anlayınca itiraflarına başladı.
Önce ifadesini sözlü vermek istedi. Bunu ret ettik. Her şey yazılı olacaktı. Nitekim 12 sayfalık el yazısı itirafname böylece yazıldı.
Bu durum Mit ajanının örgüte ilk girdiği andan itibaren görevli olduğuna ilişkin bulgularla kesişiyordu. 1979 yakalanmalarında aldığı rol ise bu günlerde daha belirgin hale geliyordu.
İstanbul örgüt birimini çökerten İtirafçı Engin Erikener’in 19 Ağustos 1977 yakalanmalarında sanık gibi tutuklanan MİT ajanı, akıl almaz bir biçimde 1979 Aralık ayında tahliye oluyor. Bu tahliyenin ardından örgüt bir kez daha darbe alıyor. Günay Karaca’nın da aralarında olduğu 1979 Aralık yakalanmaları öyle başlıyor. MİT ajanı İbrahim yine devredeydi.
Bu verilerden sonra, bu kişinin MİT’ten ne kadar para aldığı, ne yediği ne içtiği, karısını göz ameliyatı için MİT’e neden peşkeş çektiği, “sorumlum” diye tanıttığı Adana MİT’inden “Ufuk” adlı kişi ya da İbrahim Şahin’e atfen, “Şahin” kod adını almasının bir önemi yoktu.
O bir MİT ajanıdır.
Bu satılmış adamın özeline ilişkin hiçbir ayrıntı beni ilgilendirmiyor…
1989 yılında da devrimci kamuoyuna kapsamlı bir dosyayla gereken açıklamayı yaparak o gün bu kişiyi üryan hale getirdik. Bu gün itirafçının oluşturmaya çalıştığı örtü ise bu ikilinin ortak işlerine ait refleksten başka bir şey değildir.
Bu kadarı benim devrimci algılarım ve normlarım için yeterlidir.
Bu satılmış adam ne yazarsa yazsın, mutlak olarak yalan yazacaktır.
Buna ihtiyacı var. Kendine benzer arayacak sırtındaki kamburu hafifletmek isteyecektir.
Ama hepsi boş…
O bir MİT ajanıdır…
Görevine de devam etmektedir…” (179. DOSYA  http://acilciler-thkpc.blogspot.com/ )

Şimdi Mehmet Yavuz’un yazısını birlikte okuyalım.



NEBİL’İ KULLANMAK



Nebil üzerinden siyaset yürütenleri izlerken kahroluyorum.

Kin gütme siyaseti nedeniyle yapılan iddialar öyle bir noktaya varıyor ki; tanımayanlar için Nebil hakkında onlarca soru işareti doğuruyor..

Nebil, kahraman mı ?

Nebil, yalancı mı ?

Nebil, ikiyüzlü mü ?

İbrahim Yalçın'ın anılarında okuyoruz; cezaevinde aylarca birlikte yattıkları Nebil, ne kendisine ne de başka bir koğuş arkadaşına nasıl yakalandığına dair en ufak bir bilgi vermiyor..

Neden ?

İbrahim'in kendisi cezaevi anılarında ilk olarak nasıl yakalandıkları hususunu konuştuklarını yazıyor.. Ama bu konuda Nebil, kendilerine hiç bir şey söylemiyor..

Yahut da söylüyor da; işlerine gelmediği için ifade etmiyorlar..

Bilemiyoruz..

Yine İbrahim'in iddiasına göre; Filistin dönüşünde İstanbul'da buluştukları Nebil, kendisine Mihrac'a güvenilmemesi gerektiğini söyleyip bir de kaset veriyor... Ama neden güvenilmemesi gerektiğini hiç söylemiyor..

Halbuki kelle koltukta gezen bir militanın, mücadeledeki yoldaşlarını böylesi hayati bir durumdan haberdar etmesi, onları uyarması geremez mi ?

Aksi halde; olacakların sorumluluğu altında kalacağını bilmez mi ?

Güvensizlik nedenlerini bir kaç sözle arkadaşlarına anlatmak yerine Nebil, hangi müsait ortamdaysa hiç üşenmeyip bir teyp ve kaset bularak eleştirilerini sesli olarak göndermek istiyor...

Kime ?

Mihrac'a..

Yani kendisini yakalatığını(?) bildiği kişiye..

Bu da ilginç..

İbrahim'in iddiasına göre; Ali Çakmaklı olayından sonra İstanbul'da yine Nebil ile buluşuyorlar.. Bu buluşmada Nebil'in kendisine;

- '' Adana’daki arkadaşları zor zaptediyoruz, Ali’ye karşılık Mihrac’ı cezalandıracagız ’’

dediğini iddia ediyor.

Yahu nasıl bir durum bu ?

Anlattığınız bu Nebil, ne kadar gafil ?

Bir yandan Mihrac'ın güvenilmez olduğunu söylüyor, hatta kendisini ihbar (?) eden olduğunu biliyor ama her nedense onun cezalandırılmasına engel olmak için de arkadaşlarını zor zaptediyor..

Vay, vay, vayyy..!

Behey İbrahim; madem bu kadar zekisin, bir kez olsun Nebil'e bu çelişkisinin nedenini sormadın mı ?

Nebil'e; hem Mihrac'a güvenilmez diyorsun, hem de onu esirgemeye çalışıyorsun demek aklına gelmedi mi hiç ?

Sen kendini uyanık, herkesi aptal mı sanırsın ?

Ya da şöyle sorayım:

Behey rezil; sen Nebil'i gafil, iki yüzlü mü sanırsın ?

Kabak tadı veren bu palavralardan vaz geç artık..

Temcit pilavı oldu, papaz yemiyor..