19 Eyl 2011

239. DOSYA (ATAKÜRT'E DEĞİL ATATÜRK'E...)




239. DOSYA

ATAKÜRT’E DEĞİL ATATÜRK’E…

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ
İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER VE ORTAĞI MİT AJANI İBRAHİM YALÇIN’NIN
BİTMEYEN  SALLAMALARI

Mihrac Ural
18 Eylül 2011


Sallamalarınız bitmiyor. Bitmeyecek de. Size söyledim anlamadınız, ömrünüz beni yazmakla geçecek. Sizi esir ettim. Kaçamazsınız. Uydur uydur yaz, bir daha uydur, bir daha yaz. Kurtulamayacaksınız.
Yalancının ipi hep kısa olur. Yerinde bir söz. Hep bu haldesiniz. Artık yalan uydurmayı da beceremez hale geldiniz. Serdar diye birinin adına  “tarihin en büyük sırı, Öcalan”a suikast”ı keşfettiniz.
Okurdan özür dileyerek;
Ve kıçımın ishal olmuş haliyle üzerinize bol bol güldüm diyorum…
Şerefsiz Türk milliyetçileri, itirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın, sıkıntınızı anlıyorum. Öcalan’la dostluğum sizi ürkütüyor. Bu normal. Türk milliyetçilerine ikimiz de güzel gelecek hazırlıyoruz,  anlıyorsunuz değimli.
Hele bölge gelişmelerinin bu boyutunda THKP-C (Acilciler) ve PKK olarak hepinize yeni sürprizler yapacağız, acele etmeyin…
İtirafçı Engin Erkiner ve ortağı MİT ajanı Ayı Cemal (İbrahim Yalçın) bu kez biraz sakarlık yapmış gibisiniz  değil mi?
Ne dersin? 
Aptallar, suikast kurgunuzu Atakürt’e değil de Atatürk’e ilişkin yapsaydın daha uygun bir uydurma olmaz mıydı? Bir de araya itirafçı Engin’den babamın olmayan Suriye devleti zamanından kalma rolünü sokuştursaydın, Joker’den de dedemin ölümünden sonraki faaliyetlerini baharat diye üzerine serpseydiniz daha uygun olmaz mıydı? Diyorum ki boyacı hikayesiyle birkaç aptalı eğlendirmiş olurdunuz…
Sınırım, sapıtmanın bu boyutunda kendinizi frenleyememiş, Uydurma uzmanlığınız burada toslamış. Hadi yeni konu bulun da bu hataları bir daha işlemeyin, hadi bakayım… hadiii…

HATIRLATMA
Şerefsiz Türk milliyetçisi İtirafçı Engin Erkiner ve ortağı MİT ajanı İbrahim Yalçın sizi özetleyen iki cümle var. Tek tokat yemeden itirafını yaptığınız. Sizin için başka bir araştırmaya da gerek görmedik bunca zaman.
Engin Erkiner kendini anlatıyor; “Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)
İbrahim Yalçın kendini anlatıyor;
 “Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)
Sizi sizden daha iyi kimse bilemez. İşte busunuz.

KÜÇÜK ANEKTODLAR
Yıl dönümü gelince sayın Öcalan’a, örgütümüzün Lübnan gericilerinden kamulaştırıp ve Kürt halkına hediye ettiği dürbünlü G3’ün hikayesini anlatacağım.
Murat Karayılan’la omuz omuza Türkiye’de giriştiğimiz ortak askeri eylemi anlatacağım. Değerli dostum Cemil Bayık’ın Paris’teki evimde, kendi yoldaşıyla gitmeyip yanımda misafir kalışını ve yaptığımız sohbetleri aktaracağım.
Onlarca kez evimin ortak sofrasında birlikte yemek yiyen, tek başına evimde yatan, evim dışında hiç kimsenin, hata kendi yoldaşlarının evine misafir olmayan, Suriye’den çıkmadan kısa bir süre önce özel olarak Rıza Altun’u yanıma gönderen (23 Ağustos 1998), dostum Öcalan, bu sapıkların suratına tükürdüğünü söylememe gerek yok sanırım.
Bu tarih boyunca (18 yıl) Suriye’de kendimiz kadar Öcalan yoldaşı koruduk. Hepimiz 12 Eylül karanlık rejiminin hedefindeydik. Her zaman, hepimiz adına mücadele eden Kürt halkının çıkarlarını gözettik. O bir yoldaştı, o bir devrimci şahsiyetti ve halkının en önde yürüyen fedakar insanıydı. Dostluğu asla ihmal etmeyendi. 24-26 Aralık 1998’de İtalya’dan ikamet ettiği yerden arayarak, geride kalan sorumlu yoldaşları belirtip, ilgilenmemi ve hep omuz omuza olduğumuzu ifade etmesi, aramızdaki bağları anlatmaya yeter de artar sanırım.
Bu sapıklar, Türk milliyetçisidir.  İtirafçı ve ajandır, yaptıkları her şey Özel Harp Dairesi görevidir. İtirafçı Engin Erkiner ve ortağı MİT ajanı İbrahim Yalçın, Avrupa’da devlet adına çalışmaya devam etmektedir. Bunu bir kez daha belirtiyor ve ilgili olanları uyarıyorum.
Bu şebeklere son sözüm,
Anlayın artık tutmuyor, nasıl bükerseniz bükün oturmuyor. 3 yıldır çırpınarak ürettiğiniz kirliliğin tek anlamı var, o da iflas.
Türk milliyetçileri itirafçı ajanlar, esir aldım sizi, kurtulamazsınız.
Bu esaretten kurtuluşunuzun tek yolu, aklınızın almayacağı kadar acılı bir ölümdür.
Bekleyin göreceksiniz.

İLK ŞEHİT HASAN İNCİ

12 Eylül Rejimine Karşı Direnişin İlk Şehidi


THKP-C(Acilciler) militanı
Hasan İnci
(19 Eylül 1980)




Hasan İnci Karaksı/Antakya... 19 Eylül 1980


Mihrac Ural

19 Eylül 2011


12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinde hepimiz yara aldık. Kimimiz derin, kimimiz sıyrık ama bu ülkenin kaderinde acımasız yaraların izleri 12 Eylül’ün karanlık dönemlerini hatırlatacak kadar etkince sürmeye devam etmektedir. Bu yaraların hala kanamakta olduğu ben gibi sürgünlerin söyleyecek çok sözü olsa da aklıma şehitler gelince duruyorum. Önce onlar diyorum.


12 Eylül rejiminin kurşunlarıyla şehit olanları hatırladıkça da, haklarımızı ararken onlara öncelik vermemiz gerektiği benliğimi saran, tamamlanmamış bir görev gibi karşımda duruyor. Dünyanın her ülkesinde böylesi karanlık dönemler aşılırken, toplumsal barış olur. Bu bir geçiş sürecidir. Bu süreçte, yaralar sarılır. Şehitlerin acısı telafi edilir. Bir bizim ülkemizde bu gerçekleşmiyor. Çünkü bu ülkede 12 Eylül rejimi bir devri daim gibi, kara bir kader gibi siyasal yaşantımızın merkezine oturmuştur.


Biz yaşayanlar yaralarımız üzerine, haklarımızdan vazgeçmeden, biraz daha tuz basabiliriz ama şehitler adına bunu kimsenin yapma hakkı olmadığını düşünüyorum. Bu vesileyle 12 Eylül karanlığına karşı direnen ilk şehidi bir kez daha anmayı görev sayıyorum. Bu şeref örgütümüze ait olmuştur.


THKP-C(Acilciler) dünden bu güne gelen onurlu tarihi direnme mücadelesinde 12 Eylül askeri faşist cuntaya karşı hayır diyerek ve şehit vererek duruşunu ilan etmiştir. Hasan İnci yoldaş bu duruşun simgesidir. Türkiye devrimci hareketi tarihinde 12 Eylül rejimine karşı verilen ilk şehit olmuştur.


19 Eylül 1980’de İskenderun’da, örgütümüzün, halkımızı 12 Eylül askeri faşist darbesine karşı direnmeye çağıran bildirisini dağıtan bu kahraman, HASAN İNCE yoldaş jandarmaların kurşunlarıyla şehit oldu.


THKP-C (Acilciler) darbeci çeteye ve onun askeri zor dayatmalarına karşı ilk anda direnme kararı aldı. Örgütümüz bunu bir bildiriyle ilan etti.


Protestomuzu, direnme kararımızı ve halkı direnişe çağrımızı tüm gücümüzle halkımıza ulaştırmaya çalıştık. Bildirimizin dağıtımı sırasında İskenderun Numune Mahallesi'nde 12 Eylül karanlığının jandarmaları kurşunla cevap verdi. Hasan İnci yoldaş şehit düştü.

Direnişin ilk şehidi, ortak ülkemizin özgürlük ve demokrasi taleplerinin kararlılığının şehidiydi.


O, ortak ülkemizin devrimci hareket direnişinin ilk şehididir. Bizi birleştirendir, ortak düşmanımızı işaret edendir.


O tüm devrimci güçler adına birleştirici bir simgedir. Yeni dönemin devrimci yükselişi ve birliği için, şehitlerimizin anısı bizi omuz omuza getirecek aydınlık yoldur.



İlk Şehidi sen bizim meşalemizsin.


Hasan İnci  Karaksı-Antakya…19 Eylül 1980 İskenderun.


AHMET YILDIRIM (Müdür) SENİ UNUTMAYACAĞIZ

 Ahmet Yıldırım 19 Eylül 2008

Mihrac Ural
19 Eylül 2011

19 Eylül 2008 acı bir gündü, aramızdan ayrıldın. THKP-C(Acilciler)in, genç yaşta,  ön saflarında Kadim Roma kenti Antakya mozaiğinin bir militanı olarak mücadele ettin. Bu şehrin halkı, sokakları, taşı, toprağı seni saygıyla anar. Sen bu şehrin parlak yıldızısın. Dünden bu güne yürüyen mücadelemizi meşalesisin. Ruhun şad olsun. Seni hiç unutmayacağız.

16 Eyl 2011

238. DOSYA (DURUŞMA)








238.DOSYA


Mehmet Yavuz
16 Eylül 2011


Nihayet beklenen gün geldi; ADALET'in kantarına çıktık.
SAVUNMALARIMIZI yaptık..

Olanı biteni, yaptığımız-yapmadığımız eylemleri açıkladık.

Neticede ara karar çıktı..

Ama kararın ne olduğunu yazmayacağım.

Ne de olsa aynı davada adamları varmış; haberi ondan alsınlar...
Yine de biraz ipucu vereyim; karar, ihbarcıları memnun edecek türden değil..

Şunu da belirteyim; davayı takip etmesini istedikleri ADANA'lı cemaat ortalıkta yoktu..
Mesajları ulaşmadı galiba..

15 Eyl 2011

237. DOSYA; KOF İHBARIN KOF SONUÇLARI




237. DOSYA
KOF İHBARIN KOF SONUÇLARI

İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın ihbarları
mahkemede de işe yaramadı

Mihrac Ural
15 Eylül 2011

14 sanık, evleri basılarak, çoluk çocuk uykudan uyandırılarak, acımasız ve zalimce baskılar altında evleri didik didik aranıp, sorguya alındılar. Hiç birinin hukuk dışı bir duruşu yoktu. Düşünceleri vardı ve haklı taleplerini, kendilerini ve halkalarını temsil eden sivil toplum örgütlerinde dile getiriyorlardı. Dün de bu gün de birer onurlu devrimci olarak “özgürlük ve demokrasi” diyerek ifade ediyorlardı.

Barışçıl dününce taleplerini hazmetmeyen devlet, derin organizatörlerini ve kuklalarını sokaklara salarak oluşturduğu senaryolarla kimseye merhamet etmiyordu. Sıradan bahanelerle insanlar zindana atılıyor, kovuşturuluyor, yaşamları alt üst edilerek sivil diktatörlüğün ağır baskısı altına sokuluyordu. Tek boyutlu toplum arzularının dayattığı bu girişimler, 12 Eylül rejiminin devam ettiğini açıkça gösteriyordu. Bu despotluk, 26 Mart 2010 tarihi itibariyle, çoğu birbiriyle ilgisiz, ilgili olanların ise eski dost ve devrimci mücadele sürecine omuz vermiş, bu gün itibariyle demokratik mücadele kapsamında olan bir dizi insan, evlerine yapılan baskınlarla sorguya alınmıştır. THKP-C (Acilciler) örgütüyle illegal bağları olduğu iddiasıyla, itirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın yaptıkları ihbarı esas alarak, sorgularına psikolojik baskılar altında başlanmıştır.

Ancak ne ev aramalarında ne de sorgularda yasa dışı hiçbir delil olmadığı ortaya çıkmıştır. Yalan üzerine kurgulanmış İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın ihbarları, sorgucuları da savcıları da çaresiz bırakmıştır. Uzun süren önceki takiplerin, yapılan ihbarların kof birer yalan senaryo olduğunun açığa çıkması sonucu, gözaltına alınan bu insanlar serbest bırakılmak zorunda kalınmıştır.

Bu ahlaksız ihbarların ardında olanları bu gün ülkemizde tanımayan insan kalmamıştır. İtirafçı Engin Erkiner’in gözü dönmüş ihbarları ( şu ana kadar 35 000 adrese yapılan yazışmalarda, AYRI VARLIK blogunun 3 milyonu aşkın izlenme rekorlarıyla bu çirkin muhbirin çehresi yeterli oranda kamuoyuna yansıtılmıştır.) ve ortağı MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın yalan, kurgu senaryo yazımlarıyla, devlete yapılan ihbarlar 14 arkadaşın uğradığı zulme yol açmıştır. Bu ikili şebekenin beklentisi büyüktü. Örgütümüze 19 Ağustos 1977’de vurdukları darbe öncesi ve sonrası yaptıkları tahribata bu günde devam etmeleri gerçekte devrimci mücadele musallat olan derin devlet çabalarının boyutunu ve inadını gösteriyordu.

Ancak sorgulardan bir şey çıkmayınca, bu ikili şebek ”bekleyin, bunun iddianamesi ve mahkemesi var” diye açıkça yazıp ellerini ovuşturdular. İşlerini yapıyorlardı; Özel Harp Dairesi ve MİT ajanlığı görevini yerine getiriyorlardı. Sorgudan bir şey çıkmasa da süreci zorlayıp davaların açılmasıyla eziyet vermeyi sürdüreceklerdi. Ama aptaldılar, hesapsızdılar. Bu aptallık, yalanlarını desteklemek için yazdıkları her yeni yazıda daha da derin çelişkiye düşerek, çirkin yalancılıklarıyla ortada kaldılar.

İkili şebek, 19 Ağustos 1977’’den itibaren birlikte MİT ajanlığı yapıyorlar. Bunu kendi el yazılı itiraflarıyla ispat ettik. Bir tokat yemeden uzun uzun polise nasıl yardım ettiklerini ve MİT’le çalışmalarını anlattılar. Daha sonra, zamanın (1977-1984) MİT İstanbul Bölge Başkanı Osman Nuri Öndeş, bunların adını açıkça vererek MİT’in örgüt içindeki ajanları olduğunu açıkladı. (Bkz. 235. DOSYA http://acilciler-thkpc.blogspot.com/  ve O. Nuri Öndeş’in  “İhtilallerin ve Anarşinin yakın tanığı” S. 280-288 deki Acilciler bölümü). Bunlar, 1980’li yıllarda örgütsel yapımıza zarar veremeyeceklerini, kuşatma altında olduklarını anladıklarında kaçıp, başka bir örgüte, TKEP’e gittiler ve o örgütü polis adına çökerttiler.

Şimdi de demokrasi mücadelesinde yerini alan ve var gücüyle bu mücadeleye omuz veren çabalarımızı karalamak için, bir kez daha ortaya çıktılar. 3 yıl boyunca, insan aklını zorlayan yalanlarla tek isim üzerine kurgulanmış senaryolarla, bir arada düşünülmesi hayalde bile mümkün olmayan yalan kurgularla ihbar furyasını başlattılar. 3 yıl durmadan her gün aynı nakaratı tekrar etmenin yalancılığına, aczine, yetmezliğine rağmen ortaya konan inat, bir görevdi. Bunun başka bir izahı da olamazdı. Bu görev ömürlerinin sonuna kadar da devem edecektir.

İşte bu çabaların bir uzantısı olarak, yaptıkları ihbarlar 14 insanın eziyet görmesine yol açmıştır. Faşizan yöntemleriyle de bu devlet, beş paralık ahlakı olmayan bu tür ihbarcı kuklaların güdümünde baskılarını dayatıyordu.

Sorgular yapıldı, sonuç sıfır çıktı. On yılların tecrübesi burada kendini net göstermişti. İhbarcılara rağmen bu davanın inançlı insanları sorgulardan başı dik çıkmıştı; zira özgürlük ve demokrasi mücadelesi bir düşünce mücadelesiydi sivil toplum mücadelesiydi. Hiçbir ihbar bu gerçeği ters yüz edemezdi. Engin Erkiner muhbiri ve MİT ajanı elleri boş dönmüştü.

Ancak bu çirkin muhbirler pes etmedi, ikinci raundu kazanmak için kolları sıvadılar. Mensup oldukları derin devlet birimine baskı yaptılar, dava açtırmak için çırpındılar. Bunu açıkça kendi yazılarında, ifade ettiler. “Polis baskınlarından bir şey çıkmadı, ama sevinmeyin sırada mahkeme var dediler”. Bu amaçlarını o zaman dikkate bile almamıştık. Polis sorgusunda tutuklanmayı gerektiren hiçbir maddi delil olmamasına ve sorgudan sonra savcılıkta 14 kişi serbest bırakılmasına rağmen, ikili şebeke Engin Erkiner ve İbrahim Yalçın’ın ısrarla “mahkemeden” söz etmeleri ilginçti. Kendilerinden emindiler. Uzun bir süre geçmişti aradın ve dava açılmamıştı. Ama bu ikili muhbirler, ısrarla “bekleyin sizi yargılatacağız” diyorlardı; “Alçaklara kar yağıyor üşünmedin mi? sen bu işin sonunu düşünmedin mi?“ diye de münasip yerlerine kına yakarak şarkı söylüyorlardı. Evet öyle de oldu, Dava açıldığı ve iddianamenin hazırlandığı bildirimleri gelmeye başladı.
Evet alçaklara kar yağmıştı, yağdıkça da alçaklar belirgin hale gelmişti.

İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın beklentileri, İstihbarat dairesinin onlara verdiği söz özerine gerçek oldu. Aralarında beni de sınık gösteren İddianame ortaya çıktı. Boş bir çuval olan bu iddianame, belli ki zorlamayla üretilmişti; hukuki olarak şeklen bile olsa ayakları üzerinde durmuyordu. İkili muhbir şebekesi, sevinç gösterilerinde bulundular, mensup oldukları istihbarat dairesi onların taleplerini yerine getirmişti.

15 Eylül 2011 Adana  6 nolu Özel Yetkili Mahkeme’nin kılıcı  hepimizin üzerinde sallanıyordu. Hayatı boyunca devrimci mücadelede, halkının çıkarlarıyla anlı ak olan devrimciler bu davanın sanıklarıydı. Malumunuz ben sürgünlerdeyim, bu nedenle mahkeme “zorla celbime” karar vermiş. Bu kaçıncı “zorla celp” kararı. Bu kararların, bu mahkemelerin ve bu devletin, itirafçısı ve MİT ajanıyla, bütüne ve tafsilatıyla ayakkabımın altındaki kir kadar değeri yoktu. İhbarcıların şerefi ve namusu kadar kirli olan bu kararları çiğneye çigneye, dün olduğu gibi bu günde özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yoluma devam ediyordu. Bundan sonra da ben ve benim gibi düşünen yoldaşlarımla bu yoldayım.

Mahkemeye girildi. Ben uzaklardan heyecan içindeyim. Dik duran devrimci dava arkadaşlarımın yanında fiziki olarak olmamanın ezikliğiyle mahkemenin sonucunu bekledim. Ruhum onlarla birlikteydi. Belki onlardan da daha heyecanlıydı. Mahkemenin ertelendiği ve arkadaşların evlerine dönmeye başladığı haberini alınca, mutluluğum doruk yaptı, Zindan yatan, mahkeme mahkeme sürünenler, bu duyguları çok iyi bilirler.

Mahkeme 15 Aralık 2011 ertelenmiştir. Bu bizim için onurlu dik duruşumuz kadar, bir başarıydı da; ihbarları boşa çıkarmıştık. Buradan da anladım ki, bu itirafçı Engin Erkiner soytarısı ve yalan kurguların senaristi MİT ajanı İbrahim Yalçın’a sert bir şamar indirmiştim. Bunları bir kez daha ayaklarımın altına alarak çiğnemiştim. Siyasi performansımın arkasından nal toplayan bu ahmakların, ihbar mekanizmalarını yerle bir etmiştim. Uzun yılların deney birikimi bir kez daha sonuç vermiş, muhbirlerin çabasını boşa çıkarmıştı.

Adana 6 nolu Özel Yetkili Mahkeme, zaten iddianameye bakınca komediyi anlamıştır. Bu iddianameyle olacak tek şey, sanıkların mahkemeyi yargılamasıydı. Türkiye halkları adına sanık olarak gidilen mahkemede yargıç olmak, bu mahkemelerin handikabıydı, traji-komik tarzda rezil olmaktı. Bu nedenle ertelemeler başladı, geçiştirme uygun görüldü. Bu bizlerin zaferiydi, halklarımızın başarısıydı, itirafçı Engin’in ve MİT ajanının İbrahim’in hezimetiydi.

Bu muhbir şebekesine söyleyeceğim, yumurtalarınız, sallamalarınızın bitmeyeceğini iyi biliyoruz. Tutmuyor, herkes yalanın ipinin kısa olduğunu ve sizin bu işi görev olarak yaptığınızı çok iyi biliyor.  Her yeni senaryonuz, eskisi gibi başınıza yıkılacağı da çok açık. Çamur at izi kalır hezeyanınız ise derin devletle olan ilişki derinliğinize bir işaretten ibarettir.

Uydurmalarla, yalanlarla gerçek oluşturulmaz, kendi gerçekliğiniz olan ajanlığı uydurma suçlamalarla örtmenizin mümkünü yoktur. Olmayacak da. Çok denediniz olmadı, bundan sonra da olmayacaktır.
El yazılarınız, itiraflarınız sözün bittiği yerdir. Çırpınmanız boşunadır, sadece bekleyin demekle yetineceğim.  
Geçmiş olsun dava arkadaşlarım.

Biliyorsunuz bu kavga devrimcilerle devlet araksında bir kavgadır. Herkes kendi işini yapıyor bu da çok normaldir.
 

YARGILAMAMIZ
ADANA ÖZEL YETKİLİ
AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NDE BAŞLIYOR.

Hatay Cumhuriyet Başsavcılığına 2008 yılı başlarında yapılmış olan bir ihbar sonucu başlatılan ve 2 yıl süren teknik takip sonucu 26 Mart 2010’da İstanbul, Ankara, Mersin ve Hatay’da eş zamanlı olarak yapılan operasyonla Antakya Demokratik Kültür Sanat Derneği (DEKSAD) Kurucu Başkanı Hüsamettin Çalış, Dernek Başkanı Mehmet Güzel, Dernek Yönetim Kurulu üyesi Tevfik Usluoğlu, DİHA muhabiri Murat Altınöz, UNKODER Başkanı Mehmet Yavuz, Ömer Gazel, Ömer Ödemiş, Nazlı Güzel, Edip Yeşil, Emrullah Gemci, Pınar Tümer, Yılmaz Altındağ, Çağrı Gazel ve Hasan Balcı gözaltına alınmıştık. Emniyet ve savcılık sorgulaması sonrası salıverilmiştik.
Hatay Başsavcılığına ihbar yapılmasıyla hakkımızda başlatılan teknik takip ve Engin Erkiner, İbrahim Yalçın şürekasının özel site kurarak saldırıya geçmeleri aynı döneme tekabül ediyor.

Hakkımızda isnat edilen suç: THKP-C Acilciler örgütüne üye olmak ve faaliyet göstermek. Antakya Demokratik Kültür Sanat Derneği ve Atak Dergisi kapsamında yapmış olduğumuz tüm faaliyetlerimiz (Şehitler Anması, ölmüş devrimcilerin ailelerini ziyaret, 1 Mayıs Mitingleri, Ankara’daki Tekel İşçileriyle Dayanışma Mitingine katılmak gibi) “yasadışı THKP-C Acilciler örgütü faaliyetleri, Antakya Demokratik Kültür Sanat Derneği ve Atak Dergisi’ni de aynı örgütün legal kurumları olarak değerlendirilerek dava açıldı.

İlk duruşmamız yarın saat: 09.45'de  (15 Eylül 2011) Adana Özel Yetkili 6. Ağır Ceza mahkemesinde olacak. Tüm duyarlı basın ve kamuoyunu destek vermeye davet ediyoruz!...                                            

22 Ağu 2011

Gün Nasılsa AĞAR'ır

236.DOSYA
Gün Nasılsa AĞAR'ır

Mihrac Ural’ın notu;

Mehmet Yavuz, bir ileti gönderdi. O her zaman ki kısa ve öz söylemiyle derinden vuran, çehreleri açığa çıkaran İtirafçıyı ve ortağı MİT ajanını çılgına çeviren yazılar, bu ahlaksız veledi zinaların polisle ilişkilerini suratlarına vurup duruyor. Son yazsında ise artık bu ahlaksızların senaryolarını tiye almaya başladık. Yalan kurgularla yaptıkları şaklabanlıklar, bizim için iyi bir gülme senası yaratıyor üstelik bedava…
Son iletisinde şunu söylüyor. “Merhaba,
Adamların senaryosunu tiye alan bir yazı yazdım. Bayağı ciddiye almışlar.” İşte bu kadar. Kahve fincanında, beyaz kağıtta gayipten bilgi alan joker medyumları mı dersin, “kızını karısını mezhebini” ödenmemiş faturaları için satan boyacı bozuntusu mu dersiniz seç beğen al bu şebekler artık yılların verdiği iflasların tekrarına muhtaç, sağa sola çamur atmalarının değere bizim vasat için bir komedi sahnesi gibidir. Bu arada 235. Nolu dosyada belirttim tekrar edeyim, dostum, kadim devrimci arkadaşım Mehmet Yuvuz onurlu direngen bir devrimcidir; ayakkabısının altındaki kir, itirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın suratından bin kat daha temizdir. Polise yardımcılıktan itirafçı olanla, MİT’te 1977’den beri bordrolu olarak çalışan bir ajan sadece cezasını bekler o kadar. Kimseyle karşılaştırılmaz.
Alttaki yazıda konusu geçen gizli isimleri Mehmet yavuz bana çıtlattı. Bunlardan bsiri zaten kendi el yazısıyla MİT ajanı olduğunu itiraf etmiştir. Yeni bir şey yok. Ama İkincisine hepiniz şaşıracaksınız. Bunu da Mehmet Yavuz yeri ve zamanı gelince açıklar…
Son komediyi Mehmet Yavuz’un yazısından takip edelim.

Gün Nasılsa AĞAR'ır

Mehmet Yavuz
20 Ağustos 2011

Öyle bir ortam var ki; bunun üzerine bir iki anı yazmazsam uygun düşmez diye düşündüm.
Ne de olsa millet MIRO türü masallara alışkın. Yalan dolana bayılır..
Kaldı ki iddia edilen ilişkiler içerisinde yazacaklarım az bile sayılır.
Başlıyorum...
Nebil olayını araştırırken bazı birimlerle irtibat kurmam gerekti... Çünkü Nebil'in emniyet ifadelerini, gerçek yakalanma tarihlerini, savcılık sorgularını merak ediyordum.
Sorgusu kaç gün sürmüştü ? Gözaltı, tutuklanma tarihleri, fiş numarası neydi ?
Sadece Nebil değil, davadaki diğer bağlantılar da merak ettiğim hususlardandı.
Bu meraklı çabamın nedeni; yazacağım kitabın ayakları yere basmayan abartılar,dozu kaçırılan övgüler yerine belgelere dayanan gerçeklerden oluşmasını istememdi.
Kafamda cevabı verilemeyen onlarca soru vardı ?
Bu dosyaları, dosyalar olmazsa en azından asıl kayıtları mutlaka bulmam gerekiyordu.
Bu belgeler için bana kim vasıta olabilirdi ?
Öyle birisi olmalıydı ki; hem ADALET Bakanlığı'nın, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kapılarını alabildiğine açtırsın ?
Nihayet Bağlantıyı buldum.
Bir pusulayla arşivler açıldı... Tozlu dosyalar önüme serildi...
Bayağı yararlandım. Dosyaların bazıları SEKA'ya gönderilmişti... Ancak asıl kayıtlar arşiv sicilindeydi.
İçerisinde GİZLİ kaydı bulunan bir kaç bilgi notu özellikle dikkatimi çekti...
Mührü kırılmış bir zarfta saklanıyordu. İki ismin karşısına bilgi notu için şerh düşülmüştü.
GİZLİLİK süresi dolmuş olmasına rağmen görmem istenmedi, ama bir fırsatını bulduğumda zarfı aralayıp baktım.
Osman Nuri Gündeş'in kitabında geçen istasyonu, o belgede görmüştüm...
Günlerce düşündüm...
Sonunda boş ver belgeseli, bir öyküye dök işi dedim..
Böylesinin benim açımdan daha doğru olacağı açıktı.
İşte gözaltı ve yargılama süreci bu ahvalde başladı.
Anladım ki bazı hususların deşifresi istenmiyor.
Bu nedenle o belgeleri, notları neden sakladığım soruldu.
Sanırım bazılarının polisten daha polis, savcıdan daha savcı kesilmelerinin altında yatan gerçek de bu.
Nasılsa bugünler de geçer, bütün sıkıntılar unutulur; ama o bilgiler bir yerlerde hep duracak.



19 Ağu 2011

ENGİN ERKİNER

235. DOSYA

ENGİN ERKİNER
BİR İTİRAFÇININ HİKAYESİ
DOĞUM GÜNÜ 19 AĞUSTOS 1977

TANIYALIM

Mihrac Ural
19 Ağustos 2011

Tarih; 19 Ağustos 1977 İstanbul.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, MİT’ten aldığı bilgi üzerine THKP-C (Acilciler) örgütüne ait tüm adreslere baskın düzenledi. “Bombacı Leyla” davası diye basına geçen dava böylece başladı.
Örgüte uzun zamandır sinsice ağır zarar veren Engin Erkiner adlı kişi, bu kez sahnedeki yerini itirafçı olarak aldı. Örgüte son darbeyi vurup görevini tamamlayacağını sandı, Polis ve MİT bu işin böylece bitirileceğini sandı.
Ancak yanıldılar. Güneyden esen rüzgarlar bu örgütü onurlu bir tarihi direniş gücü olarak yükseltmeye devam etti. Acilciler örgütünün, İlker Akman ve arkadaşlarını bir ihbar sonucu katledilmesi ardından, altın harflerle yazılışı böylece başladı.
1.Kongresini 1986’da bağlayan, bu güne kadar tüm gücünü, ülkemizin özgürlük ve demokrasi mücadelesi için harcayan örgütümüz, geçmişindeki istisnasız tüm değerlere sahip çıktığını, en küçük katkıdan ne büyük katkıya kadar bu onurlu tarihi oluşturan etkinliklerin sahibi olduğunu dile getirir. Bu tarihi ve bu tarihe katkı yapan militan, kadro ve yöneticileri kirletmek isteyen, derin devlet ilişkisi artık tartışmasız açık hale gelen ikili şebekenin devrimci hareket ve ilgili kamuoyunun bilgisine sunulmak üzere alttaki bilgileri paylaşmayı uygun gördüm.
Engin Erkiner adlı bir itirafçının adımızı ilk kez polise afişe etmesiyle aranır hale geldik. Bu, itirafçı polise hayallerini bile anlattı. Örgütü yıkacağını sandı. Yanında MİT ajanı İbrahim Yalçın’la giriştiği tasfiye hareketini, firari durumda olmamıza rağmen atlatarak örgütümüzü en güçlü seviyede bir direnme örgütü haline getirdik. 1977 Ağustosundan 1986 1. Kongreye kadar, işkence, zindan, sürgün demeden çalıştık mücadele ettik. Büyük yıkımların yaşandığı, sosyalist sistemin buharlaştığı bir kesitte dün gibi bu günde azimle halkımız için mücadeleye devam etmeyi bir sorumluluk olarak belirledik: sayıları değil siyasal tutumları ortaya koyarak yürünmesi gereken yolu sonuna kadar kararlılıkla yürümeyi seçtik.


TANIYALIM

İtirafçı Engin Erkiner, suç dosyası kabarık biri.  12 Mart 1971 darbesinde, göstermelik olsa da adı KURTULUŞ GAZETESİ yazı işlerinde gösterilmiş olmasına rağmen ne hikmetse sorulmamış bile; o dönem ilgili ilgisiz herkesin işkence ve zindan yattığı dönemdir. Mahir Çayan’nın, THKP-C’nin merkez yayın organı olan bir gazetede adı yazı işleri sorumluluğunda geçen birinin, aranıp sorulmaması bir sihir işi değilse başka bir şey olmalıdır. Sol çevrede de bu durum dikkat çekmemişti. Şimdi, bu itirafçının, suçları birikince ve filmin kareleri tek tek gözden geçirilip gerisin geriye gidilince her şey belirgin olarak anlam kazanmaya başladı. 
İtirafçı Engin Erkiner, 12 Mart sonrası dönemde, THKP-C’den geriye kalan etkin güç ve şahsiyetlerin oluşturmaya başladığı yeni siyasal oluşumlarda da görülmedi. İtirafçı, Mahir Çayan geleneğinin ortaya çıkarttığı akımlar arasında yer almak yerine, ilginç biçimde bu geleneğin bilinmeyen, etkisi çok zayıf olan ancak askeri mücadeleyi sürdürme kararlılığında olan çok dar bir grubun içinde beliriyor. Bu yer alışın anlamını 26 Ocak 1976 Malatya Beyler Deresi katliamının ortaya çıkışında anlıyoruz.
Bu katliamın muhbiri, Engin Erkiner’di. Bu gerçeği ortaya çıkardık. İlker Akman ve yoldaşlarının örgütsel çabalarına ait ilk askeri eylem girişim adımları atılırken yaptığı ihbarla katlediliyorlardı. İtirafçı her nasıl sızmışsa başlangıç aşamasındaki bu örgütün Genel komite üyesi olarak yer almıştır. İlker Akman ve diğer Genel Komite üyesi Yusuf Ziya Güneş ve Hasan Basri Temizalp örgütün liderleri olarak Malatya yönündeki çalışmalara gidişini bilen tek kişi olan itirafçı, görevini yerine getirerek polise ihbarını yapmış ve bu katliama yol açmıştır. İllegal bir askeri mücadele örgütünün Genel Komite Üyesi olmasına ve örgüt liderlerinin katledilmesine rağmen sorguya bile çekilmemesi, aranıp, sorulmaması üstelik Örgüt lideri İlker Akman’ın ablasıyla evli olmasına rağmen sorguların dışında kalması, bu muhbirin katil muhbir olduğu gerçeğini yeterince açıkça ortaya koymaktadır; 12 Martta, göz yumularak gördüğü ilgi, bu kez de kendini göstermiş oluyordu. Bu gerçeği öğrenen Karısı ki, İlker Akman’ın ablasıdır, itirafçının suratına tükürerek boşanma kararı almış ve boşanmıştır.
İtirafçı Engin, İlker akman ve arkadaşlarını ihbar ederek katlettirdikten sonra, elini kolunu sallaya sallaya askerliğini kısa süreli yapma mükafatı kazanmış ve orada eğlene eğlene yeni görevi için hazırlıklara başlamıştır. Bu ahlaksızın örgütümüz saflarındaki sinsi ve kirli işlerini kare kare görmeye devam edelim
İtirafçı, Askerden geri dönüyor. Hiçbir şey olmamış gibi, örgütte geride kalan kişilerle Genel komite oluşturarak göreve devam ediyor. Bu kez hedef, Örgütün Ankara biriminde geride kalanların tasfiyesidir. Böylece 1977 yılı başından itibaren de Ankara örgüt birimi ölü ya da diri tasfiye edilmiştir; Rıza Salman’ın polise yakalanmasına yol açan ihbarı yapmış, Yüksel Eriş ve Ömür Karamollaoğlu’nun ölümüne yol açmıştır. Böylece Ankara örgüt birimi tasfiyesi tamamlanır. Bu kez de hiç kimse bu adam sormamış, adını dahi anmamıştır. 12 Mart’ta göz ardı edilen, 26 Ocak 1976’da İlker Akman ve arkadaşlarının katledilmesinde yine göz ardı edilen itirafçı bu kez de 1977 baharında örgütün Ankara birimi tasfiyesinde de göz ardı edilmiştir; Üstelik Genel komite’nin başında olmasına rağmen.
Sıra, İstanbul’a gelir.  İtirafçı seyyar tasfiyeci gibi polisin gözbebeği olarak şehirden şehre, birimden birime taşınır. İstanbul’da, iş ortağıyla, bu güne kadar ayrılmayacakları MİT ajanı İbrahim Yalçın’la tanıştırılır; bu ikili şebekenin buluşmasının derin arka yüzü, emekli MİT yetkilileri anılarını yazdıkça tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.
İtirafçı, MİT ajanıyla birlikte santim santim örgüt bilgilerini MİT’e taşımaya başlıyorlar. İtirafçı, İstanbul birimine gelir gelmez ortağıyla birlikte tanıştırılır tanıştırılmaz, örgütün tüm sırları ve yapılacak eylemler MİT denetimine geçmiş olur. Hangi saatte, nerede nasıl eylem yapılacağı, eyleme kimlerin katılacağı da dahil tüm bilgiler MİT’in elinde olur; burada “başka bölgelerden başlayan takip” diye yapılmaya çalışılan uydurma ve bulandırma, İstanbul biriminin itirafçı ve MİT ajanı eline düştüğü gerçeğini örtmekten çok uzak bir sallamadan ibaret kalıyor. Bunu anlamak için sadece, İtirafçı Engin ve ajan İbrahim Yalçın’ın bildiği, başka kimsenin bilmediği eylem ve soygunların hangi saatte, kimlerle ve nerede yapılacağını ayrıntılı bir biçimde MİT tarafından bilinmiş olması yeter de artar.
İşte MİT İstanbul bölge başkanı Osman Nuri Öndeş her şeyi ortaya çıkaran sözleri; “MİT İstanbul bölgesi ilgilileri bu soygun kararını önceden haber almıştı ve bu soygun ekibinin hareketleri kontroldeydi ve nihai olarak Akbank Taksim şubesini soymaya karar verdiler… Emniyet Müdür yardımcısı Şükrü BALCI’ya, soygun yapılmadan bir gün önce soygunun sabah saatlerinde yapılacağı haberi iletilmişti… Olay MİT elemanları tarafından izleniyor ve devamlı olarak koordinasyon sağlanıyordu… Operasyon Şefi çalınan paranın saklandığı yeri ve adresinin belli olduğunu, şu anda Engin ERKİNER’in biri erkek diğeri kız, iki arkadaşıyla Şişli’de bir restoranda, kuru fasulye ve pilav yediklerini kendisine söyledi…” ( O.Nuri Öndeş, “İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı” s:283-85 )
Bu bilgileri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bile ancak MİT’ten alabildiği böylelikle açıkça ortaya çıkmış oluyor. Bu da İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın kim olduklarına ilişkin bilginin resmi ağızdan açıkça ilanıdır.
(Geniş bilgi için; İstanbul MİT Bölge Başkanı Osman Nuri Öndeş’in “İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı” adlı kitabın sayfa: 280-290 yer alan, “Aşırı Sol Örgütlerden Acilciler Operasyonu” alt başlığına bakılabilir).
MİT ajanı İbrahim Yalçın ve İtirafçı Engin Erkiner, birbiriyle tanıştırılmadan önce örgüt eylemlerde hiçbir açık verilmemişken, bu tanıştırılmanın yapılması ardından MİT’in örgütü adım adım izlemeye ve her gelişmeden bilgi sahibi olmaya başlaması, gerçeği tüm çıplaklığıyla yansıtıyor.
Böylece, AK Bank soygunundan 3-4 saat sonra, örgüt çökertilmeye başlanır.
Örgütümüze yönelik 19 Ağustos 1977 operasyonun bilgiler MİT ajanı İbrahim Yalçın’dan, itiraflar ise Engin Erkiner’den gelir.
İtirafçı Engin, polise 20 sayfalık itirafnamesini teslim eder; orada sadece üzerimize yıktığı yalan yanlış işler değil ama aynı zamanda hayal ürünü senaryolar da yerini almıştır. Sempatizan, malzeme, evler, tanıdık tanımadık herkes ele verilir; hayalde kalan veriler bile polise sunulur, unutulup da akla gelenler, mazgal kapısından polise aktarılır. Gelecekte yapılma olasılığı olabilecek eylemler ve kimler tarafından yapılabileceği söylenir; kurgularla isimler verilir; ilginç bir şey de “yapılması muhtemel eylemler” için, sürekli olarak Mihrac Ural adı verilir.
Böylece, itirafçı Engin hayatının sonuna kadar, sırtında taşıyacağı bir kamburu taşımış olur. Bizlerde devrimci örgüt sorumluluğuyla bu gerçekleri uygun bulduğumuz bir kesitte,  devrimci kamuoyuna ve halkımıza açıkladık. İtirafçı kendini tek cümleye şöyle tanımlıyor; “Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)
Bizim söylememize bile gerek kalmadan kendini böylesine açık olarak itirafçı diye tanımlayan birinin bu gün de konuşmaya devam etmesi, bir hastalık değilse devam eden bir görevin uzantısından başka bir şey olamaz diye düşünüyoruz. (bu şebekeyle ilgili tüm dosyalar ve el yazılı, polis itirafnameler için Bkz. http://acilciler-thkpc.blogspot.com/)
İtirafçı, sırtında taşıdığı kamburun altında ezikliğini, çaresizliğini 3 yıldır sürdürdüğü karalamalarla hafifletmeye çalışıyor. Üç yıldır bir türlü bitirmeyi beceremediği, dolaysıyla iflasının açık göstergesi olan hayal, kurgu, yalan, senaryolarla örülü ithamları, belgesiz, kanıtsız olmaktan muzdarip kalmaya devam ediyor.
Buna karşı, örgütümüz iddialarını, itirafçının kendi el yazısıyla açık kanıtla ortaya koyarak bu çirkin yaratığı teşhir eder. Şu, bu örgüt çatısı altına kaçarak korunabileceğini sanan bu şebeke, gittiği her yerde aynı kirlilikle çalışınca, kaçacak bir yeri de kalmamış olur. En yakın gibi görünün insanlar bile, bir itirafçının, bir MİT ajanının ahlaksızlığından uzaklaşmayı tercih eder.
Bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek için, ayrıca bir dizi soruyla bu şebekenin iç yüzünü ortaya koyduk. O, her itirafçı gibi, korkunun ecele faydası olur sanısıyla havlamaya devam etmeye mahkum olmuştur. Kervan ise, yürümeye devam ediyor
(Bu konuyla ilgili olarak http://acilciler-thkpc.blogspot.com/ linkinden 1. DOSYA ve 185. DOSYA’ya bakmak yeterlidir)  

O şimdi,
Ortağı MİT ajanıyla komşularımıza Amerikan askeri müdahalesinin şakşakçılığını yapıyor, egemen ulus şovenizmini, Siyonist sol çevrelerle el ele yapıyor.
Kürt özgürlük hareketinin azılı düşmanı olmasına rağmen güç dengesinin malum kuyrukçuluğunu yapıyor. Ancak “Türkiye’de Arap sorunu” diye sorduğunuzda, çirkin milliyetçi çehresini gösteriyor. İkiyüzlülerin tümünde rastlanan bu durum, zayıflığın, ortama uyma mecburiyetin bu itirafçıdaki tecellisi olarak beliriyor.
Bu şebekler, her türden örgütlenmeye, devlete karşı dik durma mücadelesi veren her eğileme şiddetle karşıdırlar. Bu amaçla yaptıkları karalama, kurgu ve yalanlar, çamur at izi kalır diye gündeme gelirken, Özel Harp Dairesi elamanları olarak iş görüyorlar.
Bunlar ihbarcılıkta malum Doğu Perinçek’çi çizginin üzerinde yürüyorlar. Örgütlülüğü ret etmeleriyle de beliren bu çabalar yıkıcı olma amacından başka bir hedefe sahip değillerdir. İtirafçı Enginin belgelerle ortaya koyduğumuz tarihi bunun en açık kanıtıdır.
İlgili olanları uyarıyoruz…

ORTAĞI; MİT AJANI  İBRAHİM YALÇIN

“Bana dostunu söyle kim olduğunu söyleyeyim….”
İbrahim Yalçın malum, kendini, el yazılı 12 sayfalık itirafnamesinde açıkladı, “MİT hesabına çalışıyorum”
En yakın çevresinde, “zaaf göstermiştir” diyerek ajanlığını hafifletmeye çalıştı ama nafile. Çünkü Bu işin daha ötesi var…
MİT Ajanı İbrahim, el yazılı itirafnamesinde kendini şöyle tanımlıyor;
Ben ADANA’ya MİT’e döndüğüm de Sarı’yı gördüğümü beni kongreye götürmek için geldiğini. 13 ve 16 Ekim’de ANTAKYA PTT’si önünde saat 14.00de buluşacağımızı bildirdim” (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:7) Diyor.
“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)
Bu ajan, muhatabımız değil cezasını beklesin.
Ama ötesi tüm devrimci hareketi ve öncelikle bizi ilgilendiriyor. Ötesini Sırat Köprüsü sorumuzla sorduk. Hala cevap veremedi. Kıvranıyor, dokuz doğruyor, Ahmeti-Mehmeti suçluyor, hayali kurgularla bağlar-bağlantılar kurup duruyor. Malum uydurukçuluğuyla, yumurtlayıp duruyor, Ama sonuç yok Kambur örtülmüyor, açık kapanmıyor, “sırat köprüsü sorusu” cevaplanmıyor…
Sırat köprüsü sorusu şudur;  “MİT hesabına çalıştığını söylüyorsun, peki,  ne zamandan beri MİT’le ilişkidesin, bu süreçte devrimci hareketlere ne tür zarar veridin? Diye sorduk, cevap vermedi, itirafnamesinde bir yığın çelişkiyi ortaya koyduk, örgüt merkezine ilk gelişinde MİT talimatıyla geldiğini neden gizlediğini ve MİT’e neleri aktardığını sorduk, cevap veremedi.
Bu soruların cevabı er ya da geç alınacak. Bekleyip göreceğiz.
Hayatında siyasi bir tek cümle kurmamış olan Ajan İbrahim Yalçın, işine devam ettiğini kesinlikle biliyoruz Devrimci kamuoyunu da 20 yıldır uyarıyoruz. (Bunun konuyla ilgili olarak http://acilciler-thkpc.blogspot.com/  linkinden, 179 ve 214. DOSYA’lara bakınız)    
3 yıldır bu kamburu nasıl hafifletirim diye kendini yırtıyor. Ama olmuyor. Karıştırdıkça başkasını karalamaya çalıştıkça, gerçeğin mızrağı çuvala sığmaz oluyor. Sonsuz hayal aleminin kurgularıyla, “havada bulut var bana kaz mı dedin” şaklabanlıklarıyla sırtındaki MİT ajanı kamburunu hafifletmek için, önüne gelene karalama yapıyor, Hayatını devrimci mücadele atamış, bu örgütün emektarlarına saldırıyor. Fuat’a, Mehmet’e, Ömer’e, Ali’ye Ahmet’e. Ama başaramıyor Sırat köprüsü sorusu boynunun yemeye devam ediyor.
Bu ahlaksız MİT ajanı, sonunu çok iyi biliyor. Mihrac Ural’ın bitip tükenmez inanç ve kararlılığının onları sonuna kadar takip ederek, hak ettikleri cezayı mutlaka vereceği iyi biliyor. Aramızda zamanı hakem koyduğumuzu da..
Kararı alınmış bu çaba bir yanıyla da Nebil içindir. Nebil Rahuma yoldaşın öldürülmesinin tek nedeni bu hayvandır; HDÖ’cülerden, 2 kg altını örgütten habersiz alıp cebine indirmiş (biz bilmiyorduk, gizleyip durdu, sonra itiraf etmek zorunda kaldı) ve yoldaşın katledilmesine neden olan tek gerekçeyi oluşturmuştu. Nebil’i sorgulayan katilerin tek suçlaması buydu; örgütün bile haberi olmayan bir vakıadan hareket ettiler. Nebil yoldaşı Acilcilerin HDÖ’deki adamı saydılar. MİT ajanı burada işini gördü. İlginç olan da, Nebili katledenlerin tümü MİT tarafından öldürüldü. Bu bağ ve bağlantılar ve sonuçların tümü MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın işiydi.
3 yıl her gün yazıp başarı sağlayamayan yalan sadece sahibinin kirliliği için bir kanıttır. Olan da budur. Şimdi, bulamaç üzerine bulamaç oluşturup, iflaslarına cankurtaran arayışı içindedirler. Mehmet Yavuz gibi hayatı boyunca  halkı için çalışmış, başarılı kitlesel-meslek örgütü başkanlığına yükselmiş, bir insanı kirletmek ve onun üzerinden, köprüden geçerken birbirine deydi akraba oldu misali kurgularla aynı karalama bulamacını servis etme çabasında. Adamın işi bu, yaşamı boyunca bunu yapmaya mahkum…
Bak lan hayvan,
Sen de iyi biliyorsun ki senaryoların artık tutmaz. Açığını yeryüzünde kapatacak bir örtü yoktur. Sonsuz yalan üretme potansiyelini herkes görüyor. Mehmet Yavuz’a saldırıların hiçbir zaman onunla olan dostluğumu zedeleyemez. Bu oyunların, koftur. Onun ayakkabısının altı bile senden bin kez daha şereflidir. Daha devrimcidir, daha onurludur bunu bil. 30 yıl sonra da görmüş olsam ve bu dönem boyunca çalışmalarını bilmiyor olsam da bu dostumun dürüstlüğünden, dik duran devrimci kişiliğinden zerre kadar şüphem olmayacaktır.
Onun üzerinden yaptığın şaklabanlıklarla bana yönelteceğin karalamalara bıyık altından güleceğim. O kadar; sonra hasi…tir ulan it, diyeceğim.
Güneş balçıkla sıvanmaz, sırat köprüsü sorun duruyor sen ona cevap ver gerisini bırak bilen neyin ne olduğunu iyi bilir…
Devrimciliğinden, kitle çalışması, meslek örgütü etkinliği ve bu etkinliklerde başkan olmasından onur duyduğum Mehmet Yavuz’a yapılmak istenen karalamaların boş bir çuvaldır. Bu onurlu yoldaşın devrimci karakterini benim gibi bilen tüm eski arkadaşları, onun dostluğundan onur duymaya devem edeceğimizi dosta da düşmana da bildiririm.
Mersin’de meslek kuruluşundaki yeri itibariyle herhangi bir partiye üye olması ya da milletvekili adayı olması gibi fırsatları değerlendirip mensubu olduğu kitlesel kuruluşlara hizmet etmek istemesi hiçbir zaman, kurgularla vehmedilmek istenen karalamaların muhatabı yapmaz. Sin ey it adam, işin gücün bu yalan kurgularla kendi ajanlığını örtmek ise, bunu geç sonuna değişik bir etkisi olmayacaktır.
Hiç bilmesek de duymamış olsak da, aleni, açık, resmi olarak ilan edilmiş pati üyeliği ve milletvekili adaylığı Mehmet Yavuz’un devrimci kişiliğine zarar vermez; bırakın CHP’yi, hayatı boyunca DYP’li olan, MHP’li olan, Fethulahçi cemaat imamlarının emir eri olan, Barzanici olan yüzlerce Kürdün akın akın BDP’ye girmesine ne mana verilir ki. Hele Hanefi Avcı - Devrimci Karargah Örgütü arasında uydurulan bağların, Ergenekon’a oradan da PKK’le ilişkilendirme çorbası kaç paralık değere sahip ki. Bunların ne önemi varsa ulan hayvan, senin kurgularının da önemi o kadardır.
Daha da ötesi, halkının çıkarları için, Kürt özgürlüğü için, meslek grubunun çıkarları için binlerce insanın bu partilerde çalışmaya devam etmesinin neresi yanlıştır ki: Kitle çalışmasını hayatında bilmeyen, itirafçı ve MİT ajanlığından başka bir iş tutmamış olanların, Mehmet Yavuza karşı gösterdikleri bu refleks normaldir, çünkü görevleri budur.
Dürüstlüğüyle söylediği sözün doğruluğuyla ilk tanıştığımızdan buyana bu ilkeli yürüyüşüyle dile getirdiği; “ Bu adamlar zaman kavramını yitirmiş... 1977'li yıllar ile 2007 arasında bağlantı kuramaya çalışmak, tek kelimeyle çamura yatmaktır.
Parti üyeliğinin hangi şartlarda oluştuğu, sektörel oluşum içerisinde özellikle iki partiye baskı yapılıp belli arkadaşların meclise sokulması çabasını bilmedikleri için havada pişirip tavada yemeye çalışıyorlar… Diğer bir çamur da '' her şeyin devlete bilgi verilerek '' yapılması...
Nasıl da yüzleri kızarmadan çarpıtıyorlar ifadeyi..
Yasal bir dernek, illegal yöntemlerle faaliyet göstermez.
Yasal bir dernek, yasa dışı örgüt değildir...
Anladığım kadarıyla yazılarım bunları gerçekten çılgına çevirmiş.
Sap ile samanı ayıramayacak derecede kafayı yemişler.” açıklaması, yeter de artar.
(Bkz; Mehmet Yavuz, “HAVADA KALAN ÇAMURLAR” http://nebilrahuma.blogspot.com/2011/08/havada-kalan-camurlar.html ve  234.DOSYA  
Evet, bu kez birileri erken yakalandı, bilin bakalım kim?...
Ancak okurun bilmesi açısından önemli bir ip ucu sunacağım; o da MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın yalan kurgularla yaptığı bulamacın, devrimcileri kirletmek için Fethullahçı Cemaatin imamlarının, Em. Gen. Mü. İstihbarat Dairesinin Başkanlığınca organize edilen işlerle tıpa tıp benzeşmesidir. Israrla ve iddiayla söylüyorum, İbrahim Yalçın MİT’le çalışmaya devam ediyor…
MİT’ten 150. 000 TL alarak örgütü ve yoldaşlarımızı ihbara eden ve bunun ötesinde MİT’le derin ilişkileri açığa çıkan birinin böylesine pervasızlık yapması, cezasını bulana kadar herkesin dikkat etmesi gereken bir durumdur; İtirafçı Engin Erkiner’le bu ikili 1977’den beri devrimci harekete zarar veriyor pislik üretiyorlar.

Sonuç,
Etkin siyasal yazım performansımın arkasından nal toplayan halleriniz, çılgınlık hallerinizin tecellisidir. Bunu biliyorum ve zevkle haberini alıyorum.
Lo hayanlar, lo zavallılar, lo Özel Harp Dairesi Uşakları,
Beklemiyordunuz, siyasal yazlarımın altında ezildikçe anladınız, çılgınlığınız da burada depreşti. Kendinizden geçecek şekilde adımı karalayarak hayatınızı geçirmeye mahkum oldunuz. Burada da sizi esir ettim.
Tıpkı, 19 Ağustos 1977 sonrası örgütü siz polise teslim ederken ben ve yoldaşlarım yükselttiğim gibi.
Tıpkı, işkencede siz bülbül kesilirken, ben ser verip sır vermediğim gibi,
Tıpkı, 1. Kongrede kapalı oy ve açık sayımla, oybirliğiyle, elleriniz parçalanırcasına alkışlayarak, kongreye gelemeyenleriniz uzun uzun, coşkulu övgü mesajlarıyla katılarak Genel Sekreterlik sorumluluğuna seçildiğim gibi;
Tıpkı, bulunduğum yerde yarattığım imkanlarla, tüm yoldaşlarımı 12 Eylül baskılarından koruduğum gibi; bundan da sizin gibi alçakların bile yararlandığı gibi.
Karşımda hep ezildiniz, çünkü haindiniz, itirafçı ve ajandınız. Elimi kirletmemek için, örgüt içi şiddete ilkesel olarak karşı olduğum için bu gün yaşıyorsunuz. Bunu da siz çok iyi bilirsiniz. Zaten buna gerek yoktu attığınız her çirkef adımla bir kez daha intihar ediyorsunuz.
Son intiharınız da Komşumuz Suriye’ye, sırf bana olan düşmanlığınız nedeniyle, Suriye’nin eli kanlı muhalefetinin bile söylemekte tereddüt ettiği,  BM’den NATO’dan, ABD’den Erdoğan’dan askeri operasyon yapılması çağrıları yaptınız. Bu ise son intiharınız oldu. Siyaseti bilmeyen, işi itirafçılık ve MİT ajanlığı olanların varacakları başka bir sonuç olamazdı da.
Siz insan olma evrimini tamamlamamış, bir tür hayvansınız. 3 yıl değil, ömrünüzü bile verseniz aynı yerde kalacaksınız.